YAŞAMAK, SEVMEK VE ÖĞRENMEK
Perşembe, Haziran 5, 2007 -Kategori: yap
Aşıklar sadece daha iyiyi umut etmeyi değil,
onu yapmak için çaba göstermeyi de öğrenirler.
Aşkı sıradan şeylerin tutsağı yapmak, onun tutkusunu almak
ve onu sonsuza kadar yitirmek demektir.
Gerçek sevgi, kimin daha kârlı çıkacağını düşünmeden
bir insana vermeyi düşünmektir.
Engellere üzerinden aşılacak fırsatlar olarak bakarsak
sadece çözüm bulmakla kalmayız,
kendimizin genel sorun çözme yeteneklerimizi de artırırız.
Sevgi yetişmek için en verimli toprağı sunar bize.
Sevgi, eski yaraları açmak değildir, onları kapatmaktır.
Ayağa kalkıp yaşamaya devam etmek demektir.
Kalp; tutkularımızın yaşadığı yerdir.
Çok narindir, kolayca kırılır ama inanılmaz derecede esnektir.
Kalbi aldatmaya çalışmanın anlamı yoktur.
Onun yaşaması bizim dürüstlüğümüze bağlıdır.
Yaşam; sevgiyle de korkuyla da yürütülse her zaman
bir serüvendir. Korku; yaşamın sınırlandırılmasıdır, hayırdır.
Sevgi; yaşamın özgürlüğe kavuşturulmasıdır. "Evet" deyin.
Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar umutsuz,
yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez.
Sevgiyi yeteri derecede anlamak hepsini yok edecektir.
Olgun insan, pek çok yol, pek çok çözüm ve
pek çok sonuç olduğunu bilir. Sevgi kusursuzlukta ısrar etmez.
Ama kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasındaki
önemli ilişkiyi fark etmemizi gerektirir.
Ne kadar akıllı ya da duyarlı olursa olsun
herkesin yanlışlık yaptığını ve herhalde de yapmaya
devam edeceğini görüp bilmek rahatlatıcı bir şeydir.
O yüzden; neden kusurlarımızı kabul edip,
insan soyuna katılmıyor ve rahatınıza bakmıyorsunuz?
Kendilerine inananlar ve yaşadıkları an'a güvenenler
yaşamı en keyifli bulanlardır. Bunlar, geçmişin pişmanlıklar değil,
anıları depolayacak bir yer olduğunu, geleceğin korku değil,
umutla dolu olması gerektiğini öğrenmişlerdir.
Ve bizim sadece günümüze ihtiyacımız vardır.
Sevmekle geçen bir yaşam; asla sıkısı olmayacaktır.
“SENİ SEVİYORUM" demekten asla bıkmayın ve sakınmayın.
Sadece kalp için hasat zamanı yoktur.
Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Salı, Mayıse 12, 2007 -Kategori: yap
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
NLP İLE ZOR DEĞİL...
Çarşamba, Mayıse 6, 2007 -Kategori: yap
'' NLP; İnsanin Kendisinin En İyi Versiyonu Olabilme Sanatı demektir.
Zayiflayabilir miyim, sevgilimle pozitif bir beraberlik kurabilir miyim, sinavda kazanabilir miyim, özgüvenimi elde edebilir miyim, isimde basari saglayabilir miyim. NLP uzmanlari , bütün bunlara kocaman bir "evet" yanitini veriyor. Beyin dilinizi "programladiginizda" bu isteklerinize ulasmaniz hic de zor degil..
Dondurulmus, bastirilmis duygulariyla yasayan o kadar cok insan var ki cevremizde. Hemen herkes bir seylerden rahatsiz. Mesleginden, isinden, evliliginden yakinan insan sayisi gün gectikce de artiyor. Hayattaki "ideallerine" kavusamayip, herseyi "kader"e baglayan binlerce insanla cevrili etrafimiz. Bir türlü basariya kilitlenemeyip, her seferinde "yenildiginize" isyan edenler, acikli sarkilarda buluyor teselliyi. Oysa basari ve mutluluk "programlanabiliyor"! Bu programlamanin hayli yöntemi var ama son yillarda en cok kullanilan ve deneyimlerle kanitlanan NLP´yi basa almakta fayda var. Bu yolla basarmanin mümkün oldugunu kanitlayan örnekler var.. Aylarca, yillarca uygulanan ama sonuc alinamayan "iyi niyetli" yöntemleri uygulamakta inat edenler, NLP´yi denediklerinde isteklerine kisa kisa zamanda ulastiklarini görüyorlar. Bu amacla kurulmus work shop´lar da bu tür öykülerle dolu.. Beynimiz olaganüstü kapasiteye sahip mükemmel bir bilgisayar aslinda. "Yetenegim yok, beceremem" gibi kodlarla beynimize giden mesajlar maalesef gerceklesiyor!" İste bu mükemmel "bilgisayar"in isleyisini degistirmek, basariya odaklanmak NLP ile hayal degil.
Peki nedir NLP. "Neuro-Linguistic-Programming" kelimelerinin bas harfleri. Türkceye "Beyni Programlama Klavuzu" olarak cevrilebilir. Ama NLP´yi herkes kendi cümleleriyle tanimlayabiliyor. Fakat genel anlamda tanimi yani "özü" böyle. Bu konuda cok sayida yabanci kaynak var. Ceviri anlaminda NLP kaynaklari hayli fazla.. Türkiye´de NLP uzmani olarak kitap yazan uzman sayisi da cok fazla degil, Bunlardan Nil Gün´ün "NLP" adini tasiyan kitabi hayli sade bir dille kaleme alinmis. Gün, NLP ile ilgili sunlari söylüyor kitabin önsözünde: "NLP bilimdir. Bilim nesnel deneyimlerin sistematik dogasini inceler. NLP öznel deneyimlerin sistematik dogasini inceler. NLP bir sanattir. Sanat insanin yeteneklerini, yaraticiligini kullanarak, ic dünyasinin renklerini, müzigini, duygularini estetik bir sunusla ifade etme ve baskalarina aktarabilme gücüdür. NLP insanin "kendisinin en iyi versiyonu olabilme" sanatidir. İcsel ve dissal basarinin uyumlu ve dengeli bir bicimde ifade buldugu yasam sanati." NLP"nin en önemli stratejilerinden biri su: "Eger bunu dünyada bir kisi bile yapabilmisse benim de yapabilmem mümkündür" Gercekten de, kulaklari hic duymayan Beethoven’in su an, dünyanin sayili bestecileri arasinda nasil yer almayi basardigini konusmak, tartismak lazim.. Biz elbette onlarca kitaba sigacak NLP´yi bu yazida uzun uzun anlatamayiz. Ama basarinin önce "özgüven"den gectigini varsayarsak, ise onunla baslayabiliriz İste, yitirdiginiz özgüveni yeniden kazanmak icin size ustalarin da yardimiyla önerebildigimiz 14 yol:
1. Önce bütün olumsuz tecrübeleri unutun. Durup dururken güveniniz yitirmeniz, basarisizlik duygusunu yasamaniz bundan olabilir. O yüzden ilk adim olarak gecmisteki bütün kötü deneyimleri yok edin. Beyninizden silin gitsin!
2. Kendinizle iletisiminiz cok önemli. "Sen bunu yeneceksin" gibi cümleler kurmayin. Yani kendinize ic sesinizle "sen" diyorsaniz bu sorundur. İlk olarak kendinizle "iletisim"e gecip, "ben bunu yaparim" seklinde cümlelerle ise baslayin.
3. Erteleme olayina bir son verin. Bir seyi sonlandirmayip, yarim birakma, basarili olamama korkusuna dayanabilir. "Su an" yapacaginiz ne varsa "hemen simdi" yapin. Bir not edin bakalim, "yarim" biraktiginiz isler cok fazla mi? Onlari tamamlamak güven duygunuzu rehabilite edecektir. Cok basit seylerde bile bunu uygulayin. Sacinizi kestirmeyi ne zamandir erteliyor musunuz. Hemen gidin kestirin mesela..
4. Kesin olarak istediginiz seyin ne oldugunu düsünün. Tam olarak neyi, ne kadar, nerede ve nasil elde etmek istiyorsunuz? Bunu dakikalarca düsünüp, o cok istediginiz seye odaklanin. Adrenalinizin arttigini, istediginiz seye kavusmayi "düsünmenin" sizi pozitif bir ruh haline soktugunu göreceksiniz.
5. Kötü tecrübeleri beyninizin bilgisayarini cöp kutusuna atip, silmistiniz ya. Eh simdi, arkadaslarinizla beraberken biraz sikiliyorsunuz degil mi? Onlara hep "dertlerinizden" söz ederdiniz hani! Canim, biraz düsünün, sizin hic basariniz olmadi mi gecmiste. Dost sohbetlerinde arada sirada bu basarilarinizdan da söz edin.. Anlatirken bunu nasil yaptiginizi yeniden hatirlayacaksiniz. Belki de bu yöntem, baska ulasmak istediginiz idealleriniz icin de ise yarar!
6. Cevrenizi iyi gözlemlediniz mi? Basarili ve mutlu insanlar genellikle "cözüm"e odaklidir. Bu insanlar yüzde 20 problemlere, yüzde 80 cözümlere odaklanir. Bazi sorunlar aslinda sizin "büyüttügünüz" kadar degil. Siz ona "odaklandikca" o büyüyor, büyüyor ve cözülmez bir hale geliyor. Bu sorunlarda cikmaza girdiginizde bir "örnek" bulun. Yari sorunu cözmüs bir insan örnegi. O, nasil cözdü? Tamamen bu yönteme odaklayin kendinizi.
7. Enerjinizi cogaltin. Cünkü enerji bize sadece fiziksel güc olarak gerekli degildir. Duyu organlarimiz da enerji ile calisir. Bu enerji sesinize, bakisiniza, görünüsünüze etki eder. Spor yaptiginizda seretonin ve endorfin hormanlari artacak. Bu iletisimde cok önemli; Bakislariniz da bu hormonlarin etkisiyle karsi tarafa daha kolay "olumlu" mesajlar göndermenizi saglayacak. Kendinizi "iyi" hissetmek, güne gülümseyebilmek icin spor cok önemli. Unutmayin, egzersizden uzak kaldiginizda, adeta benzinsiz bir araba gibisiniz!
8. Telkin cok önemli. Her ne istiyorsaniz onu olmus gibi hayal edin: Alt bilinciniz sadece simdiki zamani bilir. O yüzden gelecek zamanli cümleler kurmayin. Örnegin, "zayiflayacagim" derseniz asla zayiflayamazsiniz. Belirsiz bir gelecek yerine, "su anda yapiyorum" deyin.. Bu mesaji yolladiginizda, alt bilinciniz sizi o amac icin bazi tutumlara davet edecektir. Siz farkinda bile olmadan... Enerjiniz cogalacak, yavas yavas zayiflama istegi artacaktir.
9. Aman, renkler cok önemli. Giysilerde renk tonajlarina dikkat edin. Sectiginiz her renk sizi anlatiyor cünkü. Canli renkler mutluluk ve neseyi koyu renkler ise ciddiyeti temsil ediyor. Bu tarz olarak size en yakisani secin. Bu giysileriniz canli renklere sahipse güveninizin kendiliginden gelistigini göreceksiniz. (Tabii yerine göre.. Bir is toplantisina da piril piril renklerle gidilmez elbette.) Su acik ki, asil olarak “ten giysiniz”, yani solgun olmayan bir cilt, pariltili bakislar giysilerden daha da önemlidir. Olumlu düsündükce farkli bir ten renginin ve bakislarin sizde oturdugunu farkedeceksiniz.
10. “Evet” ve “hayir”lara dikkat. Hickimse size istemediginiz bir seyi yaptiramaz. Bazi insanlara da hayir demeyi ögrenin. Hoslanmadigniz birn mekana sizi götürmek isteyen arkadasiniza karsi rahatlikla " hayir" kelimesini kullanin. Birlikte keyif alacaginiz mekanlari sececek arkadasiniz mutlaka vardir. Sizi rahatsiz eden, olumsuz ruh halinizi cogaltan insanlarla iliskinizi de gözden gecirin. Sizi üzen bir insanla yola devam etmek sizden sürekli götürecektir.
11. Gelecegi "belirsiz" birakmayin. Planlayin. O gerceklestiginde neler hissedersiniz, sürekli bunu düsünün. Artik o ideale, o "plan"a nasil ulasacaginizi düsünün ve kendinizi orada hayal edin sik sik. Örnegin isyerinizde “sef” mi olmak istiyorsunuz? Sürekli bunu nasil gerceklestireceginizi düsünmenin ve bu anlamda somut olarak neler yapabileceginizin ötesinde, o görevi "hayal" edin. Kendiniz orada, bir toplantida iken hayal kurun örnegin. Hayaliniz güclendikce, tutumlariniz da degisecektir. Örnegin, o iste sef olmak icin önce dil mi bilmeniz gerekiyor. Farkinda olmadan ayaklariniz sizi bir bir hafta sonu kursuna dogru götürecektir..
12. Gelecegi planlamak kendinize güveni, kendinize güvenmek de size bazi “formüller” de getirecektir. Örnegin zayiflamak istiyorsunuz ama neden sismanladiginizin "formülü"nü dikkate almiyorsunuz. İste olumlu bir sekilde basariya odakladiginizda beyniniz, size "neden sismanladiginiz"i da animsatacak. Ve sizi kilo almaya götüren nedenleri de hayatinizdan kaldirmak üzere planlar yapiyor olarak bulacaksiniz kendinizi..
13. Bir de, “olumlu” anlam iceren kelimelere dikkat edin. Olumsuz olarak beyninize yerlestirdiginiz cümleler size baski yapar. Orada "beslenir" ve daha güclü olarak geri dönebilir". Bir örnek vermek gerekirse, "asla televizyon seyretmiyorum" demeyin. Beyniniz sizi daha istekli olarak TV seyretmeye zorlar. İnsanlarin "kötülükleriyle" ugrastiginizda da ters tepki verir. Kötü bir kelimeyi kullandiginizda ona yüklediginiz anlami bilincinize cagirirsiniz! Bu kelimeyi cok sik hatirlamaya baslarsiniz. Hatta yillar sonra o eylemin icinde bile görebilirsiniz kendinizi. O nedenle "olumsuz" herhangi bir kelimeyi (Her ne olursa olsun) beyinize yerlestirmemeye özen gösterin.
14. Hayatinizi yönlendirin. Ne eksikse yasaminizda ona kanalize olun. Sevgi mi yok, sevgi birlikteligine kanalize olun. O boslugu bir sevgili dolduracaksa, yani ona gereksinimiz varsa bunu planlayin. Bir takim duygusal bosluklarin yerini baska seylerle kapatmayin. Zaten olumluya ve basariya kanalize olmus bir ruh hali, baska arayislariniza cözüm bulmak üzere de konumlanacaktir. Basari ve sevgiyle birlikte donanmis benliginiz, size enerjiyi ve mutlulugu da cagiracaktir.''
Ayla Önder
gel.UZM
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MOTİVASYON ÜZERİNE...
Cuma, Mayıse 1, 2007 -Kategori: yap
-Senin gibi becerikli birisi nasıl oluyor da fabrikadan istediği kadar verim alamaz?
-Bilmiyorum. Bütün isçileri çok çalıştırdım. Bir çoğunu isten atmakla tehdit ettim. Ama başarılı olamadım.
Schwab yakınında duran bir isçiye sordu:
-Bugün kaç kazan çelik erittiniz?
-Altı.
Schwab bir tebeşir parçası alarak yere büyük bir 6 yazdı. Çıkıp gitti. Gece isçileri geldiği zaman bu altı rakamının ne olduğunu sordular.
Gündüz isçileri de:
-Patron bugün burada, Bize kaç kazan çelik erittiğimizi sordu altı cevabını verdik, buraya altı yazdı ve gitti.
Ertesi gün Schwap fabrikayı yine dolaştı. Altı rakamı silinmiş ve yerine yedi yazılmıştı. Gündüz isçileri gelince yediyi gördüler. Demek gece çalışanlar kendilerinden daha iyi iş yaptıklarını zannediyorlardı? Kendilerini gece isçilerinden üstün göstermek için büyük bir gayretle çalıştılar ve yere 10 yazdılar.
Çok geçmeden fabrikanın verimi o civardaki bütün fabrikaları geçti.
Nasıl mi?
Schawb bunu söyle açıklıyor: "İş yaptırmak için rekabet hissini uyandırmak gerekir. Amaç herkesi mücadele etmeye sevketmek değildir. Onları birbirine üstün gelmeye teşvik etmektir.
Üstün gelme hissi insanların ruhunu coşturur.
Hayatta basarili olan her insanin en sevdiği şey; başaracağı iştir. Çünkü bu başarıda kendisini ifade eder ve bu sayede değerini, üstünlüğünü gösterir. İşte bu yüzden, bir oturuşta bir kilo dondurma yemek, elli bardak su içme gibi manasız yarışmalar buradan gelir. Üstün gelmek, değerini göstermek, insanların en önemli isteğidir.
O halde insanları kendi özelliklerini ortaya çıkarmaları için cesaretlendiriniz.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
JAPON BALIKÇILARDAN HAYAT DERSİ..
Salı, Nisan 29, 2007 -Kategori: yap
''Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat Japonya sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır.
Balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp daha uzaklara açılabilmişlerdi. Balık için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuştu. Dönüş bir-iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktaydı. Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdi.
Bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurmuşlardı. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi. Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını hissedebiliyor ve donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyorlardı.
Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar. Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta, birbirlerine çarpa çarpa biraz da aptallaşacaklardı, ama yine de canlı kalabileceklerdi. Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıkların da lezzet farkını anlayabiliyorlardı. Hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri hareketli taze balığa göre lezzeti yine de etkilenmişti.
Balıkçılar nasıl olacak da Japonya’ya taze lezzetli balığı getirebileceklerdi? Siz olsaydınız ne yapardınız?
Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş buldunuz veya çok başarılı bir firmaya girdiniz, borçları ödediniz v.s,. heyecanınız kaybolmaya başlamaz mı? Aşırı çalışmanız gerekmiyorsa rahatlamaz mısınız? Lotoda büyük ikramiyeyi kazananlar parayı savurmaya başlamaz mı?
Japonların taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında basittir.
1950lerde L. Ron Hubbart’ın gözlemlediği üzere "İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarfeder." Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız, bundan da o derece mutluluk duyarsınız, heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.
Japonlarda balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular,
ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar! Bir miktar balık, köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmişlerdi.
Buradan da görüleceği üzere problemlerden, uzaklaşmaktansa içine atlamak, boğuşmak ve onları yenmek gerekir. Problemimiz çok ve çeşitli olabilir. Ümitsiz olmayın. Onları tanıyın, organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla savaşın. Beyninize bir köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi o zaman görün.
Yıllarımıza HAYAT ve hayatımıza HAYALLER, hayallerimize DOSTLAR ve dostlarımıza HAYAT KATALIM..''
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
“Anlayış sahibine yaşam kaynağıdır.” Hz. Süleyman
Pazartesi, Nisan 28, 2007 -Kategori: yap
''Empati, empatiyi kuran kişi için de önemlidir. Empatik olmanın kişiye kazandırdıkları bazı avantajları şöyle sıralayabiliriz:
* Diğer insanlarla daha çok yardımlaşır ve bu yüzden de çevreleri tarafından daha çok özlenir ve sevilirler.
* Ne zaman ve ne kadar konuşmaları gerektiğini, ne zaman geri çekilip, ne zaman hamle yapabileceklerini iyi bilirler ve sonuç her iki tarafında yararına olur.
* Olayları ve insanları okur, sağlam veriler toplar, önemli detayları fark ederek hareketlerini uyarlar ve böylece maksimum etki yaratabilirler.
* Farklı insanlar karşısında ne tür strateji ve taktikler kullanabileceklerini bilirler ve bu yüzden özellikle iş ilişkilerinde başarılı olurlar.
Empati geliştirilebilir...
Empati ölçülebilen ve geliştirilebilen bir beceridir. İşte size empati becerinizi geliştirebilmeniz için birkaç öneri...J
* İyi bir dinleyici olun ve sadece cevap vermek için değil, anlamak için dinleyin. Anladığınıza emin olmak için sorular sorun.
* Sadece kulaklarınızla değil bütün duyularınızla dinleyin. Beden dili ve ses tonlarından iletişim halinde olduğunuz insanların duygularını okumayı deneyin. Farkettiğiniz duyguya neyin sebep olabileceğini anlamaya çalışın.
* Karşınızdaki kişinin derisinin altına girmeyi ve dünyayı onun gözleriyle görmeyi deneyin. Başkalarının duygu ve düşüncelerine saygı duyun.
* İnsanların sözlü olarak ifade ettikleriyle, beden diliyle ortaya koydukları duygular arasındaki uyuşmazlıkları fark etmeye çalışın.
* İletişim konusunda yaşadığınız olumsuz deneyimleri tekrar gözden geçirerek benzer durumlarla karşılaşmamak için bu deneyimlerden nasıl faydalanabileceğinizi düşünün.
* Kitap okurken veya film seyrederken karakterlerin neler hissettiklerini ve neden böyle hissedebileceklerini düşünün. Siz olsaydınız ne yapardınız?''
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ÇOCUK DEĞER İSTER
Pazartesi, Nisan 28, 2007 -Kategori: yap
''Sevgili Anne Babalar,
Çocuğunuz doğal olarak sorunlarını, duygularını, yaşantılarını veya fikirlerini sizinle paylaşmak ister; çünkü kendisinden hem daha deneyimli olduğunuzu düşünüp sık sık düşünce ve yorumlarınıza ihtiyaç duyar, hem de sizinle yakınlık kurmak ister.
Peki, acaba çocuklarımızı nasıl dinlemeliyiz? Hangi davranışlarımız onları bize daha da yaklaştırır, hangileri uzaklaşıp kendi dünyalarına çekilmelerine sebep olur?
Çocuk başarısını da anlatsa, çözemediği bir sorunu da paylaşsa, en önemli dinleme yöntemi, onu can kulağıyla dinlemenizdir. Elinizdeki her ne ise onu bırakıp sadece çocuğunuzla ilgilenmeniz, ve eğer bunu yapamayacak bir durumda iseniz, dinleyebileceğiniz zamanı kendisine bildirmeniz çocuğa dinlendiği ve değer verildiği mesajını iletir.
Sonraki basamak ise, anlattığı şeyin 1) İçeriğini 2) Onda yarattığı duyguyu anlamaya çalışmanızdır. Bu basamakta kesinlikle emin olduğunuzda bile, duygusunu doğru anlayıp anlamadığınızı kontrol etmeniz yerinde olur; çünkü bazen bir olay size neşe veya mutluluk hissi verirken onda şüphe veya hırs uyandırabilir.
Çoğu zaman bu kadarı çocuğa yeter, fakat bazen de sizden fikir veya yardım bekleyebilir. Dikkat edilmesi gereken husus burada, eğer çözüm bulamadığınız, zayıf noktanıza dokunan veya önemsiz bulduğunuz bir konu ortaya attığında çocuğu suçlama, yargılama veya aşağılamanın en büyük hata olduğudur. Sıkça yapılan yanlış konuşmalardan bazıları : « Saçmalama! », « Sen zaten hep böyle... » ile başlayanlardır. Üstelik bu cümlelerin bir de etiketleme ile son bulması, eğer istediğiniz buysa, çocuğa kendini en değersiz hissettirecek yaklaşımlardandır. Bu tür cümleleri sıkça kullanan anne-baba, çocuğun benlik saygısını yıkmakta, onu kendisinden uzaklaştırmaktadır. Çocuk birkaç denemeden sonra artık o anne babanın kendisine yardım edemeyeceğini, onlarla paylaşımda bulunamayacağını düşünür ve başkalarına yönelir. Sıklıkla da yöneldiği kişiler ailenin tasvip etmeyeceği, uygun bulmadığı kişiler olur.
Olumlu davranışı hatırlamak, fark etmek ve takdir etmek, özellikle yolunda gitmeyen şeyleri iyi ve güzel olandan daha fazla fark etmeye eğilimimiz varsa, özel bir çaba gerektirir.
Bu çabayı yine de göstermeliyiz, çünkü büyükler gibi, çocuklar da iyi yaptıkları şeylerle uğraşmaktan hoşlanırlar, yetenekli oldukları konularla ilgilenmekten zevk alırlar. « Nasıl olsa yapamıyorum » « Ben bu işte iyi değilim » diye düşündükleri alanlardan uzak durmaya çalışırlar; çünkü üst üste yenilgiyi tatmak istemezler. Hal böyle olunca, çocuğun iyi yapmadığını bile « Bak bu öncekinden daha iyi oldu » şeklinde, en azından kendi gelişimi içerisinde değerlendirmeliyiz. Daha da yararlısı çocuğa iyi, güzel sözlerini kullanmadan yaptığının sonucunu, etkisini geribildirim vererek ifade etmektir. Bu davranış hem ona kendi iletişimi için bir model olacak, fikirlerini doğru ve kabul edilir bir yolla ifade etmeyi öğretecek, hem de tam olarak nerede kendini geliştirmesi gerektiğini pozitif dille anlatmış olacaktır.
Bunun için sandviç yöntemi en faydalı geribildirim yöntemlerinden biri. Eğer çocuğun beğenmediğiniz bir davranışı varsa, onun önce iyi yaptıklarını sıralayıp sonra beğenmediğiniz davranışı nasıl geliştirebileceğini ifade ederek ardından gelecekte bu bilgiyi ve tüm olumlu yaptıklarını daha da geliştireceğine olan inancınızı söyleyerek gerçekleştirebilirsiniz. Bu hem çocuğunuzla iletişiminizi güçlendiren, sizi destekleyici Anne Baba yapan, hem de çocuğa gelişme imkânı sunan harika bir yöntem.''
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Pazartesi, Nisan 28, 2007 -Kategori: yap
NE KAZANDIĞIN BAŞARILARDA TAKILI KAL NE DE HATALARINDA ISRAR ET.
BUNLARIN YERİNE TEKRAR BAŞLA;
ŞİMDİNİN HER DEĞERLİ ANINDA YENİDEN BAŞLA…
N.DONALD WALSCD
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
POZİTİF DÜŞÜNÜN...
Perşembe, Nisan 24, 2007 -Kategori: yap
''Kardeşim sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin
Gül düşünürsün , gülüstan olursun
Diken düşünürsün dikenlik olursun
| ||
|
Pozitif düşünce , olumsuzluklara razı olmayan,her koşulda yapabilecek iyi bir şeyin olduğuna inanan , insan hayatını olumlu yönde etkileyen bir düşünce tarzıdır. Bugün artık iş,spor ve sanat dünyasında bile pozitif düşünce ve beyin gücü verim arttırıcı bir faktör olarak kabul edilmektedir.Doğu felsefesinin ana kaynağı olan pozitif düşünce günümüzde batı tıbbının da benimsediği sihirli bir kelimedir. Doğada,evrende herşey karşılıklı etkileşim halindedir.Zihinle beden arasında da böyle bir etkileşim vardır. Zihindeki olumlu düşünceler bedende bir takım olumlu sonuçlar yaratıyor. Mutlu insanlarda veya ızdırabını dindirme imkanı arayan kişilerin beyninde,Endorfin denilen bir çeşit doğal morfin salgılanır.Bu morfin bildiğimiz morfinden en az yüz kez daha güçlüdür.Kişinin ızdırabını dindirmesine yardımcı olur.Bu da insana mutluluk verir.İnsanlar ne kadar mutlu ne kadar pozitif olurlarsa ürettikleri Nöropeptip denilen protein zincirleri daha sağlıklı olur ve bağışıklık sistemi daha da güçlenir.Bu gün artık başarının yolu pozitif düşünmekten geçiyor.Bu iki kelimeyi hayat felsefesi olarak benimseyen,insanlar,umudunu,güvenini,iyimserliğini kaybetmeden kendine güvenen,cesur ve insiyatif sahibi bireyler olduklarını çevrelerine hissettiriyorlar. Pozitif düşünen kişiler , pozitif enerji veren insanlarla arkadaşlık ediyorlar,pozitif enerji veren yiyeceklerle besleniyorlar,pozitif enerji yüklemek için spor ve meditasyon yapıyorlar. Sizi daha güçlü kılacak şu yaşam felsefesine kulak verin;
|
| BAŞARIYA GÖTÜREN YEDİ İNANÇ |
|
Eğer , o bu olayları başarısızlık olarak nitelendirseydi , acaba başkan olabilir miydi? Mümkün değil. THOMAS EDİSON hakkında ünlü bir hikaye vardır. 9999 kere denedikten sonra kusursuz ampülü keşfedemeyince biri sorar, " 10.000 ninci başarısızlığı da göze alacak mısınız?" O da cevap verir, "Başarısız olmadım , yalnızca ampülü keşfetmeyen bir yol daha buldum." O değişik yaklaşımların , değişik sonuçlar verdiğini keşfetmiş oldu. Şampiyonlar , liderler ve amirler gibi kişisel güce sahip insanlar; bir konuda arzu ettikleri sonucu alamadıklarında bunu başarısızlık değil , yalnızca bir geri besleme olarak düşünürler. Yaşamda başarılı ve mutlu olmanın yolu IQ ‘nun yüksek olmasının yanısıra EQ (duygusal zeka) ‘ nunda yüksek olmasıyla gerçekleşir.
Duygusal zekayı geliştirmek için bazı pratik yöntemler vardır , bunlar;
|
RENKLERLE GELEN SAĞLIK
Birçok insan hangi rengi, neden sevdiğini bilmez. Oysa ki, renkler üzerine yapılan araştırmalar bunun bilinçsiz bir seçim olmadığını gösteriyor. Çünkü renkler hayatımızı baştan aşağı boyarken, sağlığımızdan karakterimize kadar pek çok alanda etkilerini gösteriyorlar. Farkında olmadan seçtiğimiz renklere aslında bazen sağlığımız için ihtiyaç duyduğumuzdan, bazen de ruh halimizden dolayı başvuruyoruz. Peki bu durum nasıl ve hangi sebeple ortaya çıkıyor? Psikolog Dr. Davut İbrahimoğlu, "Renk tercihlerimiz tesadüfler üzerine değil, kişiliğimiz ve bundan doğan ihtiyaçlar üzerine yapılır." diyor... Bütün insanların vücudunda yedi ana, birçok da küçük güç merkezleri var. Yani herkes bir miktar da olsa bir enerjiye sahip. Bu enerji yine vücut üzerinde yer alan hatlarda dolaşıyor ve güç merkezlerinden geçiyor ve vücut değişik frekanslarda bu enerjiyi çevresine yayıyor. İnsanı çevreleyen bu enerji alanına “aura” adı veriliyor. Aura, bünyesindeki renkleri vücudun güç merkezlerine göndererek negatif enerjiyi pozitif enerjiye dönüştürüyor. Ayrıca aura insan ruhunun, aklının gelişmesiyle ilgili olarak değişik renklerin sahibi. Dolayısıyla o andaki fizik, ruh durumu da auranın renk ve netliğini etkileyebiliyor. Eğer şakra adı verilen bu güç merkezlerinde bir tıkanma meydana gelirse şakraların kapsadığı alanda sağlık problemleri ortaya çıkıyor... Hint ve Uzak Doğu felsefesinde yer alan bu inanış üzerine birçok bilimsel araştırma yapılıyor. Zira bu bölgelerde bir aksama meydana gelirse, vücudu saran enerjinin dolaşımında da aksamalar oluşuyor. Bunun giderilmesi içinse iki yol deneniyor: Biri bionerji yoluyla şakraları açma, diğeri ise aksama meydana gelen şakraya tekabül eden renge göre tedavi. Renk tedavisinin üç yolla yapıldığını anlatan psikolog Psk. Dr. Davut İbrahimoğlu, bunları şöyle sıralıyor: Projektörle sorunlu bölgeye ihtiyacı olan rengi vermek, o renkten bir giysinin giyilmesi ve en son olarak da kişinin ihtiyaç duyduğu rengi düşünmesi. Bu üç yol şakraların açılmasında etkili oluyor.
| KORKULAR | ||
|
KORKU DÜŞMANIN SAHİP OLDUĞU EN GÜÇLÜ SİLAHTIR
|
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MUTLULUK
Pazartesi, Nisan 21, 2007 -Kategori: yap
İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
'' Saklayalım, zor bulsunlar .Zor buldukları için belki kıymetini
bilirler'' diyerek başlamışlar tartışmaya.Sorun büyükmüş.Mutluluğu saklamak kolay
değilmiş çünkü.Kimisi '' Everest'in tepesine saklayalım '' demiş, kimisi '' Atlas Okyanusu'nun dibine'' demiş. Tac Mahal'in kubbesi,Mekke sokakları, İtalyan sofrası,bir hastanenin yeni
doğan odası,dondurma külahı,şarap şişesi,sigara paketi,lale bahçesi...
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...
Derken meleklerden biri '' İÇLERİNE SAKLAYALIM '' demiş. '' Kimsenin aklına gelmez içine bakmak''
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış... Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor.Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk.Ne başkasının ekmeğinde ,ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde......
Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun
Siz dışını boşverin , içine bakın...
alıntıdır...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


