Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu

Perşembe, Haziran 7, 2007 -Kategori: TURKIYEM


   Valideciğim, 

   Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!

Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.

Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:

Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.


Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...


Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.

Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?

Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.

İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.

Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor?

Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."

Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.

Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.

Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.

Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.

Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :

-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.

"Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!"

Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?

Kadir'e mektup yazdım.

Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.

Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.

Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.

Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

Oğlun

Hasan Etem


4 Nisan 1331

(17 Nisan 1915)

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ben Şehit miyim ? Hain miyim ?

Perşembe, Haziran 7, 2007 -Kategori: TURKIYEM


1972 doğumluyum...
Şehidim, 1992''den beri....
Komando er olarak Diyarbakır''in Kulp ilçesinde görev yapıyordum.
Devriyeden dönüyorduk.
Ansızın üzerimize el bombaları fırlattılar; kurşun yağdırdılar. Karşılık verdik...
Teröristler kaçtılar...
Baktım ki teğmenim yaralanmış..
Gittim onu kucağıma aldım ve askeri cipe doğru götürmeye başladım.
Ansızın dünyam karardı...
Bir kurşun, kafamin sağından girip solundan çıktı...
Kucağımda teğmenim, yola devrildim...
Kanım toprağa yayıldı...
Ben ne suç işledim?
Ben Şükrü Eraslan...
Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Büsürüm Beldesi'ndenim...
Ailem ve akrabalarım düğün dernek ederek yolladılar beni askere...
Milletim ve vatanım için...
Diyarbakır'ın kırsalında bir suikast silahı ile beynimi parçaladılar...
Soruyorum şimdi size: Suçum neydi benim?
Soruyorum Başbakanıma, dışişleri bakanıma:
Ben şehit miyim, hain miyim?
Ben şehit isem beni vuranlar neci?
Millet de sorsun bunu …


Güneydoğu'da yolu kesilen, pusuya düşürülen, saldırıya uğrayan ve bu nedenle can veren askerler suçlu mudur?
Onlar, oralara gidip bu ülke uğruna canlarini vermekle hainlik mi etmişlerdir?
Sakın, bu nasıl soru demeyin...
Bakın iki günde beş arkadaşımı daha vurdular...
Vuranlar mı doğru vurulanlar mı?
Cevabını başbakanımız versin...
Çünkü, bizi hatırlayan yok...
Bütün övgüler, bütün televizyonlar, bütün gazeteler çetecilere...
Öyle değil mi ey halkım, öyle değil mi?
Bize vuranlara devlet töreni düzenleniyor…
Ben Şükrü Eraslan...
Büsürüm Beldesi''nden...
Taşı sıksam suyunu çıkartırdım.
Bu vatan uğruna bin canım olsa binini de verirdim...
Çünkü, biliyordum ki ölürsem şehit olacağım...
Gel gör ki şimdi şaşkınım...
Çünkü, beni Kanas tüfeğiyle vurduranlar; devletimizi yönetenler tarafından neredeyse törenle kabul ediliyorlar...
Bütün övgüler onlara...
Suikastçinin akıl hocalarının siyasi hakkı, kültürel hakkı...
Soruyorum başbakanıma:
Ya benim yaşama hakkım...
Bundan büyük hak olur mu?
Neden kimse onu savunmaz?
Neredesin komutanim?
Ben Şükrü Eraslan! Komando er...
Tokatlı...
Isparta'da eğitimde iken bana ne demiştin komutanım?
Siz bu milletin göz bebeğisiniz.
Ölürseniz şehit, yaşarsanız gazi olacaksınız....
Öyle mi komutanim?
Beni vuranlara, şimdi en üst yöneticiler gülücükler yolluyor...
Kanas silahını kullanan, neredeyse kahraman ilan edilecek...
Herkes onların kültürel haklarının peşinde...
Benim yaşama hakkımı düşünen bile yok.
Neden bizi kandırdınız kumandanim?
Ve neredesiniz?
Resmim size yadigar
Ben Tokatlı komando er Şükrü Eraslan!
Bir nisan günü Kulp'ta, pusuda kaldım...
Şu an o kurşun yarasından daha derin bir yaram var.
Kendimi fena halde aldatılmış hissediyorum.
Binlerce arkadaşım adına...
Kanı ile yeri sulayan; arkasından ağıtlar yakılan
Türk bayrağına sarılı tabutları ile giden arkadaşlarım adına...
Diyorum ki resmime bakın, bir karar verin:

 

 

Ben Şehit miyim, hain miyim?.

 

Serkan Alper

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Mitolojiden bir aşk öyküsü

Pazar, Mayıs 20, 2007 -Kategori: TURKIYEM

  ''Çok eski zamanlarda Çanakkale Boğazına Hellespontos deniyordu.

 Boğazın Avrupa yakasındaki Sestos kentinde büyük bir Afrodit Tapınağı vardı

 ve tapınakta da çok güzel bir rahibe olan Hero!

 Sestos'taki bahar şenliğinde Abydos'lu yakışıklı  Leandros getirdiği hediyeleri sunarken Hero'yu 
 görünce yıldırım aşkına tutuldu.
 Hero bu aşkı reddetti ama Leandros'un aşkı  öylesine büyüktü ki sonunda rahibenin de kalbine 
 aşk ateşi düştü.
 Denizin iki ayrı yakasında yaşıyorlardı ama aşk denizleri aşacak kadar büyüktür her zaman. 
 Hero'nun fırtınalı ve zifiri karanlık bir gecede  balıkçıların yollarını bulabilmesi için yaktığı 
 ateşe doğru yüzmeye başladı ve kıyıya çıkmayı başardı.

 İki sevgili sarıldılar birbirlerine.
 Artık ateş her gece yanıyor ve delikanlı her gece boğazı yüzerek Hero'ya ulaşıyordu. 
 Ama mevsim dönüyor; rüzgarların ve dalgaların egemenliği başlıyordu.

 Antik Çağ yazarı Heseidos (i.Ö. VII.) yy'da "İşler ve Günler" diye bir  kitap yazmıştı

 ve "Kış gelip de rüzgarlar her yönden esmeye başlayınca, suları şarap rengine dönmüş  denize çıkacağına toprağı işle.

Tekneyi kıyıya çek, etrafını taşla çevir (...)  yelkenleri dikkatle dür, dümeni ocağın bir 
köşesine as ve deniz mevsiminin gelmesini bekle." diyordu.

 Ama aşk bekler mi hiç!
 Leandros bahara kadar gelmeyeceğine dair verdiği sözü unuttu ve sevgilisine doğru kulaç atmaya başladı.

 Fırtına ve dalgalarla boğuşuyordu. 
 Hero'nun yaktığı ateş de fırtınadan sönünce yolunu kaybetti. 
 Hero gecenin karanlığında sahile indiğinde 
 Leandros'un ölüsüyle karşılaştı.

 Acıya dayanamayıp intihar etti oracıkta. 
 İki sevdalıyı boğazın kıyısında ayrılmamacasına 

bir mezara koydular ve denize çiçekler attılar.''

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

OKUYUNUZ

Perşembe, Mayıs 17, 2007 -Kategori: TURKIYEM

''Kulaginizda bulunsun!... "Sifir Kilometre" Irakli Kurt yonetmen Hiner Saleem in filmi. Film Kurtculugu savunuyor, PKK terorunu mesru gosteriyor. Filmin kadin basrol oyuncusu Hacettepe Universitesi ogrencisi Belcim Bilgin. Belcim Bilgin Turk vatanina ihanetten idam edilen Seyh Saitin torunu. Ve "Sifir Kilometre" filmine her turlu maddi ve teknik destegi veren kisi Turk milletinin odedigi parayla zengin olmus Yilmaz Erdogan diye bir "Mukremin". Agustos 2006da Yilmaz Erdogan ile Seyh Saitin torunu Belcim Bilgin evlendiler. "Meshur mektubuyla gundemde oldugu bir donemde, Seyh Saitin soyundan gelen Belcim Bilginle evlenmesi tesaduf olabilir mi acaba?" Yilmaz Erdoganin Gulben Ergen ile evlenen kardesi Mustafa Erdogan da, bir zamanlar PKKnin sozcusu durumundaki Ozgur Gundem in Ankara temsilcisiydi. "Yilmaz Erdogan icinden ciktigi feodal toplumu bir turlu asamamis belli ki. Ve butun yasadigi asklardan sonra ona en cok anlam ifade eden de Seyh Sait in soyundan cocuk sahibi olma ihtimali... Cunku bu paye onun icin oylesine anlamli ki.... Seyh Saite torun vermek onun bugune kadar yaptigi butun islerin, butun adimlarin otesinde bir onem tasiyor Yilmaz Erdogan icin." Geçenlerde yegeni PKKdan kaçarak teslim oldu Türkiye Cumhuriyetine Teslim oldugunda ; "PKK yöneticilerinin samimiyetine inanmadigi için kaçtim ve teslim oldum" demis Yani adam pismanliktan geri gelmemis. Bir de samimiyetlerine inansaydi Yine hepiniz bilirsiniz, kus kanadina mektuplar yazmisti Mükremin bey ve- slogani "Türkiye Türklerindir" olan Hürriyet gazetesinde tam sayfa yer bulmustu bu mektup ile kendine! Bugünlerde anlasiliyor ki bu mektubun amaci PKKya af ve hatta devaminda bebek katili APOya affin yumusatici temellerini atiyormus. Ilerde sinema ödülü, nobel falan alirlar, ya kulaginizin üstüne yatar "gurur duyarsiniz" ya da gerçekleri hatirlarsiniz. ''


Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TEK DİL,TEK BAYRAK,TEK TOPRAK,TEK YÜREK

Pazartesi, Mayıs 14, 2007 -Kategori: TURKIYEM

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Resimlerle Ermeni Olayları

Pazar, Mayıs 13, 2007 -Kategori: TURKIYEM

 

 

 

 

1 fotoğraf 1000 kelimeye bedeldir derler.. ama bunlar DÜNYA'ya bedel..
Ağlamamak elde değil,onların arasında kimimizin akrabaları var, kimimizin dostları...Onlar da bu vatanın evlatlarıydılar..
 

Amerika'lı ünlü tarihçi Prof. J. Macharty    : "Ermeni katliamı yoktur; Ermeniler Türkleri katletmiştir"
Hangisi gerçek... İşte bir kaç belge.
Bilinçlenme zamanı...  Özellikle de bu konuda belgesiz ve bilgisizce konuşan art niyetlilere karşı...

Balta ile Katliam: İzmit'in Kollar köyünden Ermeniler tarafından balta ile katledilen müslümanlardan bir kısmının olaydan sonra çekilen fotoğrafı; 1- Boşnak Malik 2- Abdulmecid oğlu Ali 3- Ali oğlu Seyid (14 yaşında) 4- Ömer oğlu Abdulgani 5- Abdulgani oğlu Mecid 6- Abdullah oğlu Hüseyin 7- Bekir oğlu Yusuf 8- Osman oğlu İsmail
Kaynak :
Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

 

Erzincan'da Ermeniler tarafından ırzına geçilerek öldürülen Pakize adlı bir Türk kadını.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

 

25 Nisan 1918'de, Subatan'da Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler.
Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures. 

 

Erzincan'ın Odabaşı bölgesinde, Ermeniler tarafından oyularak katledilen bir Türk.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures. 

 

Sivas'ta Ermeni çeteleri tarafından yapılan katliamda boğazı kesilerek öldürülen jandarma Mustafa.
Kaynak :
Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri. 

Ordudan hava değişikliği için terhis edilen ve 23 Temmuz 1915 de Diyarbakır'ın Lice kazasına bağlı Kum ve Çom köyleri civarında elleri ayakları bağlanarak Ermeni komitecileri tarafından “şehid edilen askerler.
Kaynak :
Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

 Diyarbakır'ın Şark nahiyesine bağlı Hızır İlyas köyü Mersani deresi (23 Temmuz 1915). Hono ismindeki ermeninin başında bulunduğu çete tarafından hançer ve kurşunla şehit edilen erkek, kadın ve çocuklar.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

 

29 Ağustos 1914 tarihinde Ermeni çeteleri tarafından Siverek-Urfa Yüksekyol ve Karacadağ civarında türbe ziyareti sırasında esir edilip canlı hedef yapılarak şehit edilen müslüman Türkler.
Kaynak : Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri. 

 

Silvan civarında, Beşnik ermeni köyüne Van ve Tolorya'dan gelip, Doryan Dano ve kardeşlerinin başında bulunduğu Ermeni çeteleri tarafından 11 Haziran 1915 tarihinde Şeytankaya mevkiinde şehit edilen milis subayı Hamid Efendi komutasında bulunan erzak kafilesi, jandarması ve subayları.
Kaynak :
Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri.

 

Erzincan Odabaşı bölgesinde, birbirlerine bağlanmış halde öldürülmüş kadın ve çocukların cansız bedenleri.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.
  

 

16 Şubat 1918'de, Erzincan'ın Vagarir köyünde, Ermeniler tarafından şehit edilen ve bir evin arkasında bulunan şehit edilmiş Türkler.
Kaynak :Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.
 

 

 

Hasankale'de, Ermeniler tarafından şehit edilen kadın ve çocuklar.
Kaynak:Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Dünyanın en sevilen ülkesi seçiliyor

Pazar, Mayıs 13, 2007 -Kategori: TURKIYEM

İnternetteki www.thevotenation sitesi dünyanın en sevilen ve hiç sevilmeyen ülkelerini seçiyor. Şu ana kadar yapılan oylamalar sonucunda Türkiye, en sevilen 4'üncü ülke durumunda.

Geçen ağustos ayında başlayan oylama bu ülkelerden herhangi biri 5 milyon oy alana kadar devam edeek.

Siteyi hazırlayanlar amaçlarını, dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın hem kendi ülkelerini hem de diğer ülkeleri nasıl gördüklerini ortaya çıkarmak olarak ifade ediyor. Amaçlarının ırkçılık ya da ayrımcılık yapmak olmadığının da altını çiziyor.

Lütfen ülkemizin tanıtımı için sizde oy verin.Açılan sayfada,ülkemizi seçip like işaretleyip(vote)oylayın.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TEK BİR VATAN,TEK BİR DİL,TEK BİR BAYRAK...

Salı, Mayıs 8, 2007 -Kategori: TURKIYEM

İZİNDEYİZ YÜCE ATAM...

 

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »

doğru zamanda,doğru yerdesiniz...

TAKI MODELLERİ VE YAŞAMA DAİR HERŞEYİN SAKLAMA KUTUSU http://TUBANIN ARŞİVİ.blogcu.com/

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro