YAŞAMIN 10 ANAHTARI...

Pazartesi, Haziran 2, 2007 -Kategori: SAGLIK

Philip E. Humbert adlı bir psikiyatri profesörü, "İnsanlara mutlu yaşamın anahtarını 10 kuralda toplayacak olsam, hangi deyişleri seçerdim" diye kapsamlı bir çalışma sonrası bir liste çıkartmış.

1. Kendini tanı. (Sokrat)

Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkartıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçmekte.

2. Olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol. (Mevlâna)

Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta bir şeyleri korumak için ayakta kalmazsan her şey seni düşürür.

3. En yukarda aşk var. (Aziz Paul)

Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, ihtimam eksikse hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.

4. Dünyayı hayal gücü döndürür. (Albert Einstein)

Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en
iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy'nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve "Neden" diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve "Neden olmasın" diye soruyorum.

5. Fazla güzellik göz çıkarmaz. (Mae West)

Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde "Haydi bastır, göster kendini" temposu vardır. Kibir değil, coşku!

6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır. (Sun Tzu)

Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.

7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda - Yıldız Savaşları)

Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz hayat sizin üstünüze gelir.

8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur. (Antoine de
St.Exupery)

Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge... O zaman ne kalıyor, ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki fokus edebilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.

9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiç bir işe yaramaz. (Emile Zola)

Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır.

10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak... Diğeri her şey mucizeymiş gibi yaşamak. (Albert Einstein)

Şükretmeyi unutmamak gerek!

Philip B. Humbert

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Mutluluk için neye ihtiyaç var

Salı, Nisan 29, 2007 -Kategori: SAGLIK


  ''
Mutlu olmak için pek çok şeye ihtiyacımızın olduğunu düşünebiliriz ama ihtiyaç duyduğunuz o şeylerin çoğunun aslında doğuştan sahip olup sonradan kaybettiğimiz şeyler olduğunu pek fark edemeyiz her zaman! Her insanı mutlu edecek öğeler, hobiler, çıkış noktaları zaten kendi haritasında saklıdır.

  Hayat kalitemizi bozan güncel sorunlardan çoğunun kaynağı mutsuzluğumuzdur; Uyku sorunları, yorgunluk yakınmaları, çarpıntı atakları, mide-bağırsak spazmları, kas ve eklem ağrılarımızın, göğüs sıkışmaları ve nefessiz kalmalarımızın, kırgınlık ve alınganlıkların, hiddet ya da öfke patlamalarına kapılmamızın, eşimize, işimize, arkadaşımıza bile güvensizlik duymalarımızın, endişe ve korkularımızın arkasında çoğu kez mutsuzluk sorunu yatmaktadır.

 Mutsuzluk bulaşıcı mıdır?
  
Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalık gibidir. Hastalığın kişisel olmaktan çıkıp toplumsal bir sorun haline dönüştüğünü düşünenlerin sayısı haklı olarak her gün artmaktadır. Kavgacı, gürültücü, suç oranı yüksek, yardımlaşma, şefkat, hoşgörü oranı düşük bir toplum haline gelmemizin sebebi mutsuzluk ve kendine yabancılaşmadır.
  Aşktan, dostluk ve arkadaşlıktan, sevgi, başarı, takdir ve iltifattan çok çelme takmayı, kazıklamayı, kıskançlık, düşmanlık, kin, nefret ve aşağılamayı daha çok kullanmamızın nedeni de büyüyen toplumsal huzursuzluk ve mutsuzluktur. Oysa gezegenimizin içinde bulunduğu dönem ve
"astrolojik" kesişmeleri açısından da toplumsal nitelik kazanan huzursuzluklarımızdan ve mutsuzluklarımızdan yeni kazanımlar elde etme imkanımız vardır. Daha doğrusu tüm bunların kendi özümüze, benliğimize dönmek, unutmuş olduğumuz manevi değerlerimizi yeniden anımsamak için olduğudur. Ne kadar çabuk uyanır ve derlenip toparlanırsak o kadar zaman kazanır ve boşu boşuna yolu uzatmamış oluruz. Konunun sosyolojik yanı bizim işimiz değil ama astrolojiyi de yakından ilgilendiren bireysel gelişim yönü bir hayli önemlidir.

 
Aslında biz Türkler toplum olarak, özellikle yoğun duygusallığımız ve sevme kapasitemizin gücüyle orantılı  şekilde mutlu olmaya hazır bir toplumuz. Duygusal, heyecanlı, hareketli ve inançlı bir toplumuz. Ama, yazık ki hayatımızdan memnun değiliz! Eğer mutluluk ölçümü yapılabilse ülke olarak çok arka sıralarda yer bulabileceğiz. 20-30 yıl öncesine oranla refah düzeyimiz, sağlık sistemimiz, yaşam kalitemiz daha iyi gibi görünüyor ama kişisel ve toplumsal mutsuzlukta en üst noktalardan birindeyiz. Çünkü bizde henüz ‘Bireysel Gelişim’ kavramı önem kazanmadı; herkesle birlikte mutlu olup yine herkesle birlikte mutsuz olacağımızı zannedebiliyoruz. Oysa insan belli bir gelişim aşamasına geldiğinde kendi kararları ve seçimleri konusunda bireysel de davranabilmelidir ki, asıl rengi, kokusu, tadı belirmeye  başlasın. Sürü psikolojisi belirli bir yere kadar yararlıdır ama bir aşamadan sonra bireye zarar vermeye başlar.

 Neden yaygınlaşıyor?
   
Mutsuzluğun dalga dalga yayılmasının pek çok sebebi var. Bakın Zen Bilgeliği, zen deyişlerinde bunun için neler diyor; "Sakin ve barış dolu bir zihinsel durumu koruyabilirseniz, sağlığınız kötü iken de mutlu biri olabilirsiniz. Olağanüstü zengin biri de olsanız, yoğun bir öfke ve hiddet anında sahip olduklarınızın tümünü kırıp atmak da isteyebilirsiniz. O anda elinizdeki zenginliklerin hiçbir anlamı yoktur. Büyülü bir refah örtüsünün altında, hayal kırıklığına, gereksiz kavgalara, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına kadar götüren ciddi ruhsal huzursuzluk vardır. Varlığın, zenginliğin, aradığınız tatmini ve neşeyi getireceğinin garantisi yoktur. Diğer yandan eğer içsel niteliğe, sakin-dingin bir ruha ve içinizde belirli bir dengeye sahipseniz dışsal olanaklarınız eksik olsa bile mutlu ve neşeli bir yaşam sürmeniz mümkündür."
  Mutsuzluk virüsünü yaygınlaştıran nedenlerin en önemlisi doyumsuzluk ve başkalarının yaşamlarına özenmek gibi görünüyor. Erich From’un “Olmak ya da sahip olmak” adlı eserinde belirttiği gibi, olan ile yetinmemek, olgunlaşmak yerine sahiplenmeye öncelik vermek, eskilerin deyimi ile hırsın aklın önünde gitmesi en önemli sorundur. Daha büyüğünü, yenisini, hızlısını, güçlüsünü, farklısını istemek mutluluğun önündeki en büyük engel değil de ne? Oyuncaklarını yarıştıran büyük çocuklara döndürdü bu tüketim toplumu bizi!...

 Ne yapabiliriz?
  Mutlu olmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Mutluluk daha huzurlu ve doyumlu, küçük şeylere sevinmeyi bilen insanların; yaşama yolculukları olmaktan çıkıp, ulaşılması güç bir tepe, geçilmesi olanaksız bir çöl haline getirilmeye çalışılıyor ve bu maksatlı bir yöntem izleme şekli.
  Öyleyse bizde bu maksatlı yöntemlere karşı durma yollarını neden aramayalım? Bu yöntemde bizlerin günlük yaşam ile ilgili hırsları kullanılıyor çünkü hiç doymayan bir hırsımız, tüketmek ve birbirimizle yarışmak konusunda hiç yorulmak bilmeyen bir egomuz var ve bu yönümüzü çoktaaan nitelik değerlerinin önüne geçti bile.
  Günümüzde artık şu soru daha önemli "kaç para?" Yani niteliği tanımlayan ne, nerede, nasıl soruları yerine sadece nicelik belirten tanımlamalar var. ‘Kaç paralık adamsın ki” gibi… Kaç tane? Kaça aldın? Kaça verdin? gibi…
  Mutlu olmak için biraz yavaşlayıp, soluklanıp, gülün, kirazın, baharın ve aşkın tadına daha çok bakmalıyız. Kötüyü unutmalı, iyiye sarılmalı, birbirimize daha çok yaklaşmalı, yaslanmalıyız. Birbirimize ve hayata daha çok inanmalı, güvenmeli, paylaşmalıyız. Kızmamalı, öfkelenmemeli, darılmamalıyız.
 Yaşamaktan daha çok hoşlanmalı, "keşke"lere ,"oysa"lara "ben"lere daha az takılmamalıyız. Pişman olmamalı, pişmanlık duyacağımız şeyleri yapmamalıyız. Geride kalan keyifsiz, neşesiz ve acılı zamanlara takılıp kalmamalı, üzülmemeli, yanmamalıyız.
  Yaşayan ve var olan her şeye hayranlık duymalı, kucaklamalıyız. Daha az istemeli, daha çok vermeli, daha az küsüp daha çok sevmeliyiz. Üzüntüleri fazla uzatmamalı, hükmünü icra ettikten sonra o üzüntüyü zarifçe bir köşeye bırakmalı, hatta ondan hızla uzaklaşmalı, kendini bilmeli, fazlalıklarımızı atıp hafiflemeli, köşelerimizi, sivriliklerimizi törpülemeliyiz. Yani Bireysel Gelişimimizin yaşamımızdaki raflarını değiştirmeli, ön sıralara almalıyız. Olumlu düşünmeli, güzel ve hoş şeyler düşlemeli, zihnimize bize iyi ve güzel gelecek beklentiler yüklemeliyiz. Sosyal ilişkilerimizi geliştirip güçlendirmeli, aidiyet duygusuna önem vermeli, inanç dünyamızı güçlendirip geliştirmeliyiz. İnanç insanoğlunun en büyük desteğidir. İnanç önce kendine inanmaktan başlar, varoluşa kadar yükselir ama her aşamada inancın önemi yadsınamaz. İnanmazsak yapamayız, belimiz baştan bükük olur.
  En zor zamanlarda bile "Bu da geçer" deyip dik durmayı becerebilmeliyiz. Kendimize ve ailemize zaman ayırmalı, bireysel gelişimimizi sürdürmeyi bir yaşam felsefesi haline getirmeliyiz.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ANTI-AGING

Salı, Nisan 29, 2007 -Kategori: SAGLIK

''Bütün canlılar, hepimiz doğduğumuz andan itibaren yaşlanmaya başlıyoruz. Bu kaçınılmaz bir süreç. İçimizde bir biyolojik program var ve eninde sonunda ölümle bitiyor. Bu gezegende yaşam süresi bize verilmiş bir armağan.Ruhlarımızı tekâmül ettirebilmek için bu gezegene belli bir zaman diliminde geliyoruz ve görevimiz bitince de buradan ayrılıyoruz.

Tabiî, bu görevi yaparken, ruhumuzu tekâmül ettirirken, beden bizim için çok önemli bir araç. Bedenimize iyi bakmamız gerekiyor. Bunu da oyunu kurallarına göre oynayarak başarabiliyoruz. Çünkü bizler düşünen, akıllı canlı türüyüz ve bu biyolojik programı en maksimum şekilde kullanma yetimiz, aklımız var.

Yapılan araştırmalara göre, günümüzde insan yaşamının 100-120 yaşına kadar olduğu söyleniyor. Çünkü günümüzde sayısı az olsa bile, 120 yaşına kadar yaşayan, bunu başaran insan sayısı giderek artmaya başlamış durumda. Onun için deniliyor ki, en az 100 yaşına kadar yaşayabilirsiniz.aslında hedef sağlıklı bir şekilde yaşamamız. Tabiî, bunun yan ürünü olarak da genç görünüm ortaya çıkıyor. Yani, hiçbir zaman sonsuza kadar yaşamak mümkün değil. Çünkü, içimizdeki biyolojik programla devamlı bir yaşlanma ve geriye doğru gitme durumundayız, zamanı durdurmamızın imkânı yok. Bilim adamları araştırmışlar ve bununla ilgili pek çok teoriler ortaya koymuşlar. Meselâ DNA ve Genetik Teori, Nöroendokrin Teorisi, Serbest Radikal Teorisi ki, onu birazdan daha da açacağım, Hücre Zarı Teorisi, Hayflenglik Teorisi, Mitokondriyel Azalma Teorisi ve Çapraz Bağlanma Teorisi diye birtakım teorilerle yaşlanmayı izah etmeye çalışmışlar. Bunların içinde Serbest Radikal Teorisi, pek çok kişinin bugün kabul gördüğü ve uygulamaya çalıştığı bir teori; 

Serbest radikal nedir? Bedenimizde hem devamlı birtakım kimyasal reaksiyonlar oluyor, hem de bulunduğumuz çevre koşullarından dolayı devamlı kimyasal maddelere maruz kalıyoruz. Nasıl? Meselâ:

 Belki fark ediyorsunuzdur, eve gidince herkeste müthiş bir yorgunluk oluyor; hiçbir iş yapmadığımız hâlde yoruluyoruz. Neden yoruluyoruz? Çünkü, bulunduğumuz havada pozitif iyonların miktarı çok fazla; bu bizi aşırı derecede yoruyor. Düşüncenin pozitifi iyi ama, havadaki, iyonlardaki pozitif sayının artması bizi bir şekilde yoruyor çünkü bunlar bizim bedenimizde zararlı serbest radikallerin artmasına neden oluyor.

Keza, içtiğimiz su, yediğimiz yemekler, ambalaj içine girmiş her tür yiyeceğin içinde bizim için zararlı kimyasal maddeler var. Bunların en basiti, yani en az zararlısı olduğu söylenen, bromürler en zararlısı, sodyum benzuat dâhil  pek çok kimyasal madde var ve bunlar bizim bedenimize girdiği zaman bizi bir şekilde yıpratmaya başlıyor.

Aynı şekilde, kaçınılmaz olarak kullandığımız yine bir dolu temizlik ve kozmetik ürünü var. Hepimiz bundan vazgeçemiyoruz. Nasıl vazgeçemiyoruz? Bütün kadınlar deodorant kullanıyor. Deodorantların içinde alüminyumlu bileşikler var, alüminyum metali var ve diyorlar ki bazı araştırıcılar, kadınlardaki meme kanserinin bu kadar artmasının sebebi kullandıkları deodorantlar. Çünkü, özellikle bizim ülkemizdeki deodorantların pek çoğunda alüminyumlu birleşikler var. Koltuk altındaki kıl köklerinden lenf yoluyla bedenine girip orada birtakım değişikliklere ve ilerlemiş hâllerinde de kansere neden oluyor.

Yine aynı şekilde gündelik hayatımızda kullandığımız diş macunları. Diş macunlarının hepsinin içinde flor var. Florun fazlasının, bugün serbest radikal görev yaptığı ve kanserojen etki yaptığı yine ispatlanmış durumda.

Her şeyi bırakın, çeşmeden akan su; hepimiz yıkanıyoruz, elimizi yüzümüzü yıkıyoruz, parası ve vakti olanlar koşarak havuzlara gidiyor. Ne yapıyoruz? Sürekli klorlu suları kullanıyoruz. Şimdi klor da gene aynı şekilde vücut için son derece zararlı bir kimyasal madde ve serbest radikallerle reaksiyona girip beden için kanserojen etki yapıyor. Yine içtiğimiz sularda klor miktarı fazla.

Yine yapılan araştırmalara göre, özellikle mevsim dışında yenilen sebze, meyvelerin içlerinde, kullanılan sun’î gübrelerle veyahut da hormonlarla aktive edilmiş sebze ve meyvelerin içinde serbest radikalleri oluşturan kimyasallar çok miktarda.

Soluduğumuz hava, içtiğimiz, kullandığımız su, yediğimiz yiyeceklerle devamlı bir kimyasal bombardıman hâlindeyiz. Tabi, işin en acıklısı bir de kendi kendimize bu serbest radikalleri, kimyasal maddeleri üretiyoruz. Nasıl üretiyoruz? Bir defa her saniye 30 bin kimyasal reaksiyon oluyor vücutta. Bunlar peş peşe devam ediyor. Bunu durdurmak mümkün değil. Fakat, yapılan araştırmalara göre, stres altında kaldığı zaman insan bedeni, böbrek üstü bezlerinden birtakım hormonlar salgılanıyor ve bu hormonların fazla miktarda olması yine vücut için zararlı kimyasal maddelere dönüşüyor. Biz kaçınılmaz bir şekilde bu zararlı kimyasal maddeleri sürekli vücudumuzda ya kendimiz üretiyoruz, ya yaşam koşullarımızdan dolayı dışarıdan alıyoruz ve böylece bir kimyasal bombardıman hâlindeyiz.Biz çok iyi elektrik donanımlı kimyasal bir fabrikayız. Muhteşem bir sistem.

Çünkü, işin inceliklerini keşfetmeye başladıkça ne kadar mükemmel olduğumuzu fark ediyor insan ve bundan büyük keyif alıyor. Bu mükemmel sistem öyle güzel bir program içinde ki, eğer dağın başında yaşarsak, buz gibi kaynak sularını içersek, tamamıyla mevsiminde yetişmiş, organik tarımla gıdaları alırsak, stresimiz olmazsa, koşturmacamız olmazsa, bir yere yetişme kaygımız olmazsa, çocuklarımızın veya evdeki faturaların taksitlerini ödeme sorunumuz olmazsa son derece sağlıklı, mükemmel bir şekilde yaşayabiliriz. Çünkü, artık tıbbın geldiği nokta, eskiden insanlar için baş belâsı olan bazı hastalıklarla, özelliklerle bulaşıcı hastalıklarla, kitleleri toplu olarak ortadan kaldıran bazı hastalıklarla baş edebilme gücüne eriştiği için, sağlıklı, uzun bir şekilde yaşayabiliriz. Ama bu mümkün değil. Çünkü,  hepimiz metropollerde yaşıyoruz, hepimiz bir koşturmaca içindeyiz, stres katsayımız çok yüksek. Onun için sürekli vücudumuzdaki kimyasal olaylar yürürken, ilâve olarak biz bunlara yük bindirmek durumundayız.

ne oluyor da bize zarar veriliyor? Aslında serbest radikal teorisinde söylenen bu kimyasallar vücutta oluyor ve serbest radikal dediğimiz moleküller derhal oksijenle birleşiyor. Tek elektronu olmayan ve stabil olmayan molekül bunlar. Doğada her şey kendini stabil etmek istiyor. Kendini nötrlemesi için etrafta bulunan, negatif yükünü tamamlayacak pozitif bir şeye ihtiyacı var,. Ne yapıyor? Civarda eğer bunu “chelation” yapacak, bağlayacak bir madde varsa ki, anti-oksidanlara ihtiyacı var. Anti-oksidan olduğu zaman, serbest radikal anti-oksidanla birleşiyor ve vücuda zarar vermeyecek bir hâle geliyor, daha sonra da vücuttan atılıyor. Eğer ortamda bunu nötrleyecek anti-oksidan dediğimiz maddeler yoksa, derhâl LDH kolesterolle birleşiyor, küçük damarların -endotel diyoruz- iç cephelerine yapışıyor ve damar yapısında bozukluk ortaya çıkarıyor. Bu sırada eğer ortamda virüs, bakteri veyahut da  “mite”  türü parazit vesaire bir madde varsa onun da yapısını alıyor. Ne oluyor? Damar yapısında bozulma oluyor. Radyologların  bir lafı var, diyorlar ki; “Bir kişinin yaşı eşittir damar yaşı.” Bir kişinin damarı ne kadar sağlıklıysa, lenf sistemi ne kadar sağlıklıysa o kişi o kadar sağlıklı oluyor.

C vitamini, ki çok iyi bir anti-oksidandır; çünkü insan bedeni doğada C vitaminini sentez edemeyen bir tür. Doğada üç tane canlı sentez edemiyor; bir tanesi bir kobay türü, primatlardan bir tür, bir de insanlar. Onun dışında doğadaki bütün hayvanlar kendi C vitaminlerini sentez edebiliyor. Bu ne demek? Biz sentez edemediğimiz için dışardan C vitaminine ihtiyacı var bedenimizin. ''

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

DEPRESYON

Pazartesi, Nisan 28, 2007 -Kategori: SAGLIK

''Uzmanlar, 'dış etkenlere bağlı' ve 'tıbbi' olmak üzere iki tür depresyon olduğu görüşünde. Her ikisinde de uygulanan tedavi yöntemleri çok çeşitli. Fiziksel semptomları da bulunan ve her geçen gün daha da yaygınlaşan bu hastalıkla mücadelede hangi yöntemler uygulanabilir, doğal ilaçlar neyi, ne kadar iyileştirebilir?

Her yıl her bin kişiden biri depresyon tedavisi için hastaneye ve her bin kişiden biri de uzmanlara başvurmaktadır. Bu sayılar kimseye başvurmadan, kendi kendine depresyondan kurtulmaya çalışan binlerce insanı ise içermemektedir.

Psikiyatristlere göre iki tip depresyon vardır; işini kaybetme, boşanma, parasızlık veya bir yakının ölümü gibi dış etkenlere bağlı olan depresyon, ve bedensel biyokimyevi nedenlere bağlı olan tıbbi depresyon. Bazen de aşırı sevinç ve hiperaktiviteyi takip eden derin depresif aşamalar yaşanır.

Bu kadar karmaşık ve ciddi bir rahatsızlıkta, klinik depresyon ile normal yas ve üzüntü duygularını birbirinden ayırt etmek güçtür. Bazı durumlarda, ENDİŞE semptomları depresyon halini maskeler. Depresyon erkeklerden ziyade kadınları etkilemektedir, ancak hiçbir yaş sınırı da yoktur. Çocuklardan emeklilere kadar herkes depresyon geçirebilir. Ancak intiharların yüzde 50-75'i depresyon kaynaklıdır.

Semptomlar arasında kendini değersiz hissetme, yetersizlik, yalnızlık, ümitsizlik ve kimsenin kendine anlayış ve hoşgörü göstermediği duyguları yaygındır. Bu duyguların yanı sıra iş ve özel hayata karşı ilgisizlik, hiçbirşeye konsantre olamama, ciddi durumlarda düşünme kapasitesinin yavaşlaması ve hayal görme hali dahi yaşanabilir.

Fiziksel olarak, semptomlar arasında enerji yoksunluğu, üzerinde bir 'ağırlık' hissetme, ağız kuruması, hazımsızlık, bağırsakların çalışmaması ve kabızlık yer alır. Bazı durumlarda kilo kaybı ve kadınlarda adetten kesilme gibi sorunlar da görülür.

Bazen, beyindeki biyokimyevi arazlardan ötürü doğuştan depresyona yatkın kişilere rastlanır. Bazı kişilerde depresyon kansızlık, hormon değişiklikleri, tiroit bezinin yavaş çalışması, vitamin eksikliği veya uyuşturucu bağımlılığı ile bağlantılıdır. Bazı kadınlar doğum sonrası hormonal değişimle doğrudan bağlantılı depresyona yakalanır.

Uyarı! Zihinsel veya bedensel semptomlar birkaç haftadan fazla sürerse, mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Uzmanların Önerileri

HOMEOPATİ

Konsultasyon Depresif ataklar sık sık veya uzun süreli oluyorsa bir uzmana başvurmalıdır. Kısa süreli ataklarda -özellikle sabaha karşı olan ve kişinin endişe, huzursuzluk veya aşırı yorgunluk semptomları gösterdiği durumlarda- Arsenicum Album önerilir. Vefat gibi ani üzüntülerde, hemen olaydan sonra Ignatia denenebilir. Eğer üzüntü devam ederse, Natrum mur alınabilir. Tüm bu koşullarda remedler, iki hafta süreyle günde 3 kez ve 6 güçte alınmalıdır.

BACH TERAPİSİ

Kendi Kendine Yardım Eğer depresyon uzun süreli bir yorgunluk veya bir hastalık sonrası olmuşsa, zeytin yararlı olabilir. Bastırılmış kızgınlıkla gelen ani depresyonda hardal, kızgınlık veya kırgınlık için söğüt, ümitsizlik için karaçalı, kendine güvensizlik halinde melez çamı ve kendinden önce hep başkalarını düşünme durumunda peygamber çiçeği/kantaryon yararlı olabilir.

Derin ümitsizliğe kapılmış, özellikle ruhen bunalımda olan kişilere tatlı kestane önerilir. Ceviz ise hayatında önemli değişikler yaşamakta olan, hayata ilgisini kaybetmiş ve atalete kapılmış kişilere verilir.

DİĞER DOĞAL TEDAVİLER

Naturopati: Uzmanlar depresyondan kurtulmak için yüksek dozda B vitamini önerir. Özellikle adet sorunlarından kaynaklandığı düşünülen depresyonda B6 vitamini verilir. Menopozun neden olduğu bunalımlarda uzmanlar hormon tedavisi önerir.

Hidroterapi: Bazı durumlarda, sauna veya hamama gitmenin yararlı olduğu düşünülür.

Akapunktur: Depresyon bir karaciğer sorunu olarak değerlendirilir ve uzmanlar karaciğer, safra kesesi, perikard, ren, du, dalak ve mide ile bağlantılı akapunktur noktaları üzerinde çalışırlar.

Aromaterapi: Aromaterapi vücüt masajının depresyona çok iyi geldiği düşünülür. Birkaç yağın etkili olduğu görüşü vardır. Bunlar fesleğen, adaçayı, neroli, otto, Roma papatyası, gül ve kekiktir. Bu yağlar bir kağıt mendilden sık sık derin nefesle içe çekilmeli veya bu yağlardan herhangi biri 6-8 damla olarak banyo suyuna ilave edilmelidir.

Fitoterapi: 1-2 bardak hodan veya mine çiçeği çayının moral yükselttiği söylenir. Diğer bir yöntemle, her gün içine bir tutam kediotu katılmış bir sıcak bardak biberiye çayı içmektir. Sinirsel bir tonik olarak ise 4-5 adet lavanta çiçeğini haşlayıp, içine rahatlatıcı etkisi olan bal ekleyerek içmektir.

Ototelkin ve Hipnoterapi: Uzmanlar her iki metodun depresyon tedavisinde başarılı olduğu görüşündedir.

Masaj: Masajın rahatlatıcı etkisinin depresyondaki kişilere çok yararlı olduğu düşünülür.

 

BUNALIMI YENME

Herkes zaman zaman depresyona kapılabilir, hele hayatla baş etmek güç hatta imkansız hale geldiğinde. Bu durumda, aşağıdaki yöntemler denenebilir. Faydalı olmazsa da, bir uzmana veya doktora danışılmalıdır.

Egzersiz yapmak: Bisiklete binme, koşma veya yüzme gibi bir egzersizle enerji düzeyinizi arttırmayı deneyebilir veya bir biyoenerji grubuna katılabilirsiniz.

Duyguları ifade etmek: Bazen depresyon bastırılmış kızgınlık veya ağlayamamaktan kaynaklanır. Durum böyle ise, kızgınlığınızı açığa vurun ve kendinize gözyaşı dökme hoşgörüsü gösterin.

Fiziksel temasta bulunmak: Yalnızlık ve kopukluk duyguları bazen depresyona neden olabilir. Bu takdirde, masaj veya Shiatsu yaptırabilirsiniz.

Günlük tutmak: Yaşadıklarını kağıda dökmek kişiyi rahatlatan bir yöntemdir. Bu, özellikle hayatla baş edememe veya günlük yaşamın kişiye ağır geldiği dönemlerde geçerlidir.

Sorunları konuşmak: Bazen sorunları bir dost ile paylaşmak depresyonu yenmede en etkin yöntem olabilir. Örneğin, bunu bir arkadaşınızla yürüyüş yaparken gerçekleştirebilirsiniz.

Olumlu düşünmek: Kendiniz ve yaşamınız hakkında olumlu ifadeler kullanarak depresyonu yenebilirsiniz. Örneğin, "Mağdur değilim", "Bunun üstesinden geleceğim", "Yarın yepyeni bir gün" gibi.

Derin nefes almak: Bezginlik ve ümitsizlik halinde derin YOGA nefesleri almak çok etkili olur.

İmgeleme yapmak: Bunaltıcı düşüncelerden arınmak için kendinizi sakin ve huzurlu bir yerde hayal edebilirsiniz.

Yaratıcı sanat: Resim yapmak, dans etmek, şarkı söylemek veya bir müzik aleti çalmak depresyonu yenmede etkin yöntemlerdir.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BAKIŞ AÇISI

Pazartesi, Nisan 28, 2007 -Kategori: SAGLIK

''Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur :

" Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor.Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor.Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz.Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor.Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor.Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor."

Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar.

Ögrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya baslar. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır. Dr.Ruskin, Amerikan Tip Birliği Dergisindeki makalesinde,(günümüzde çok yaşandığı gibi ) gülünç bir yanlis anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır. 

Belki de hayatta yaşadığımız bir çok şey bize önyargılarımız ve bakış açılarımız tarafından dayanılmaz ve zor gözükebilir... bize önyargilarimiz ve bakis açilarimiz tarafindan dayanilmaz ve zor gözükebilir...

Allen Klein'den ''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KUŞ GRİBİ HAKKINDA NELER BİLMELİYİZ???

Cuma, Nisan 25, 2007 -Kategori: SAGLIK

TAVUK VEBASI (KUŞ GRİBİ)

''Ülkemizde önce geçtiğimiz yılın (2005) Ekim ayında Manyas-Kızıksa’da çıkan ve söndürülen Tavuk Vebası Aralık ayının sonunda yeniden çıkmış ve çok sayıda mihrak belirlenmiştir. Mikrak sayısının fazla olması nedeniyle, özellikle itlaf işlemleri başta olmak üzere yoğun çalışmalar yapılmakta ve hastalık izlenmektedir. Hastalıktan şüpheli evcil ve yaban hayatındaki kanatlılar teşhis için Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı Enstitülere gönderilmekte ve teşhisleri buralarda yapılmaktadır. Bu enstitülerde hastalık etkeni izole edildiğinde şüpheli olarak belirlenen mihraklarda karantina tedbirleri alınmakta ve izole edilen etkenlerin doğrulanmasından sonra şüpheli olarak belirlenen mihraklar pozitif/negatif olarak kesinleştirilmektedir.

Hastalığın daha iyi anlaşılması ve konuyla ilgili sorulan soruların cevaplanması amacıyla, genel bilgiler soru ve cevap olarak düzenlenmiştir.

Hastalık nedir?

Avian influenza (AI), tavuk vebası veya kuş gribi olarakta adlandırılan hastalık; özellikle evcil kanatlılarda solunum ve sindirim sistemine ait belirtilerle ortaya çıkan ve ölümle seyreden viral bir hastalıktır. Bu hastalık yaban hayatındaki kanatlılarda da ortaya çıkar ancak bir çoğunda düşük ölümle seyreder.

Hastalığın etkeninin özellikleri nedir?

Hastalık etkeni Orthomyxoviridae familyasından Influenza gurubuna ait, tek sarmallı, RNA karakterinde genetik madde taşıyan Influenza A virusudur. Virusun yapısında bulunan hemaglütinin (H) ve nöraminidaz (N) antijenleri dikkate alınarak alttipleri gruplandırılmıştır. Buna göre H antijenine göre 16 (1-16) ve N antijenine göre 9 (1-9) gruba ayrılmışlardır. Bu viruslar, genellikle göçmen su kuşlarının sindirim sisteminden izole edilmekte ve bazıları evcil kanatlılarda hastalığına neden olmaktadır.

Evcil kanatlılarda hastalık oluşturan  Influenza A virusları, oluşturdukları klinik tabloya göre Yüksek Patojeniteli (HPAI) ve Düşük Patojeniteli (LPAI) olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Yüksek Patojeniteli olanlar; ciddi hastalık oluştururlar, ölüm oranı % 100’e ulaşabilir. Bu grupta yer alan suşlar, H5 ve H7 alt tiplerine aittir ancak tüm H5 ve H7 alttipleri HPAI değildir (Damar içi patojenite indeksi 1,2 veya daha büyük olmalıdır). Düşük Patojeniteli olanlar; hafif solunum yolu hastalığına neden olur. Halsizlik ve yumurta veriminde düşme görülür. Diğer hastalıklarla ve kötü bakım ve idare ile daha şiddetli hastalık oluşturur.

Hastalık etkeninin etrafa yayılmasında göçmen kuşların rolü var mıdır?

Tavuk vebası virusunun kaynağı göçmen su kuşları olarak tanımlanmaktadır. Bu kuşlar, virusların bir yerden başka yerlere taşınmasında oldukça önemli bir role sahiptir. Genel olarak, bu viruslar göçmen kuşlarda normal olarak bir döngüsü vardır ve evcil bir kanatlıya bulaşması halinde evcil kanatlılarda patojenitesine bağlı olarak hastalık oulştururlar ve evcil kanatlılar arasında dolaşmaya başlarlar. Günümüzde bir çok ülkede belirlenen yüksek patojeniteye sahip olan H5N1 alt tipinin neden olduğu hastalıklarda, salgının diğer ülkelere yayılmasında göçmen kuşlar önemli olmuş ve göç yolları boyunca hastalık ortaya çıkmıştır.

Türkiye’deki göçmen kuşların göç yolları nasıldır?

Ülkemiz göçmen kuşların göç yolları üzerindedir (Şekil 1). Hastalığın yayılmasında ayrıca göçmen kuşlarla temas halinde bulunan yaban hayatındaki göç etmeyen kuşlar da rol oynamaktadır. Kuş alanları bakımındanda zengin olan ülkemizde yaklaşık 100 civarında kuş alanı bulunmaktadır. Bunların önemlileri Şekil 2’de gösterilmiştir.

Şekil 1. Göç yolları

 

Şekil 2. Ülkemizde bulunan önemli kuş alanları

İhbarı mecburi bir hastalık mıdır? Bildirimler nerelere yapılmaktadır?

Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de (3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu) bildirimi zorunlu bir hastalıktır. Bildirimler İl ve İlçe tarım müdürlüklerine yapılmaktadır.

Tavuk vebası daha önce ülkemizde görüldü mü?

Tavuk vebası ilk kez Manyas-Kızıksa’da Ekim 2005 tarihinde görüldü. Daha önce bu hastalık ülkemizde görülmemiştir. Ancak halk arasında ve son günlerde medyada tartışılan ve “tavuklara kıran girdi” olarak tanımlanan hastalık daha önce ülkemizde görülen Yalancı Tavuk Vebası (Newcastle hastalığı) dır ve bu hastalıktan farklı bir etiyolojiye sahiptir. Bu durum karıştırılmamalıdır.

Tavuk Vebası (avian influenza, kuş gribi) ile ilgili Mücadele mevzuat var mı? varsa nelerdir?

Evet mücadele mevzuatı vardır. Bunlar 3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununu, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası YönetmeliğiTavuk Vebası Mücadele Talimatı olarak sayılabilir.

Kanatlı işletmeleri kayıt altında mıdır?

Evet bütün kanatlı işletmeleri sürü bazında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na kayıtlıdır. Bu bakanlık, damızlık işletmeleri ve kuluçkaları yılda en az iki kez olmak üzere ayrıca gerektiği durumlarda ve kesimhaneleri ise devamlı olarak denetlemektedir. Şu anda hastalık çıkan yerler, sadece aile işletmeleri niteliğindedir.

Kuş gribi virusu dış ortamda ne kadar süre yaşamaktadır?

Influenza virusları çevresel ortamda ve özellikle serin ve nemli koşullarda uzun zaman sürelerinde canlılıklarını korurlar. Dışkı materyalinde 4 0C’de 30-35 gün, 20 0C’de 7 gün süre canlılığını korur. Genel olarak pişirmeye sıcaklıklarında kolaylıkla ölürler (70 °C  de 1-2 1 saniye).

Kuş gribi en çok hangi hayvanlarda görülür?

Kanatlı influenza virusları, bütün dünyada birçok evcil (hindi, tavuk, beç tavuğu, bıldırcın, sülün, kaz, ördek) ve yabani (kuğu, kaz, ördek, martı, kutup martısı, bataklık kuşları) kanatlı hayvanlarda bulunmaktadır. Tavuk ve hindilerde İnfluenza‘ya bağlı ciddi hastalık problemleri yaşanırken, göç eden su kuşlarında belirgin bir hastalık tablosu oluşmayabilir. Göç eden su kuşları arasında ördekler, diğerlerinden daha fazla virus saçarlar. İnfluenza virusları ayrıca kafes kuşlarından da tespit  edilmiştir (muhabbet kuşu, kanarya, papağan vs). Şu ana kadar yapılan tespitler neticesinde A tipi; insan, domuz, at, balina, mink, fok, Amerikan vizonu ve kedigillerde enfeksiyon oluşturur.

Evcil kanatlılara bulaşma nasıl olmaktadır?

  • Göçmen kuşlar influenza virusunun ana taşıyıcısı olarak bilinirler ve bulaşmada önemli rol oynamaktadırlar. Bu kuşlarla direkt temas bulaşmada önemlidir.
  • Özellikle göçmen kuşlar ile direkt temas olması veya dışkıyla bulaşık fomitlerle temas.
  • Evcil kanatlılar arasında bulaşık yem, su, ekipman ve elbiselerle ve infeksiyona yakalanmış kanatlı ve kanatlı ürünleriyle,
  • İnsanlar ve aktiviteleri,
  • Rüzgarla yayılma sınırlıdır. Çok yakın kümesler için problem yaratır.

Kuş gribinde inkübasyon(kuluçka) süresi ne kadardır?

Hastalığın kanatlılardaki kuluçka süresi 1-3 gündür. Genellikle 24-36 saatte hastalık kendini gösterir. Hastalar 1-7 gün (çoğunlukla 24-48 saat) içerisinde ölürler.

Kuş gribinde klinik belirtiler nelerdir?

  • Hasta hayvanlarda vücut ısısı yükselir, tüyler kabarır, iştahsızlık, depresyon, şiddetli ishal vardır.
  • Yumurta verimi şiddetle azalır ya da tamamen durur.
  • Hasta hayvanların göz kapakları kapanabilir, konjuktiva şişmiş ve kırmızı renktedir. Sakal ibik ve gözlerin çevresinde karakteristik olarak ödem ve siyanoz şekillenir. Ödem boyun ve göğüs bölgesine de yayılabilir. Solunum güçlüğü,  burun deliklerinden grimsi kanlı bir eksudat gelir.
  • Kitle halinde ani ölümler (% 100'e varan) meydana gelir.
  • Hastalanan hayvanlar 1-7 gün arasında çoğunlukla iki gün içerisinde ölürler. Akut dönemi atlatan hayvanlarda sinirsel belirtiler, inkoordinasyon, yürüyememe ve ayakta duramama gibi klinik bulgular gözlenir.

Hastalık kanatlı hayvanlardan insanlara bulaşır mı?

Hastalık bugüne kadar yalnızca, hasta kanatlılarla doğrudan ve yoğun ilişkide olan insanlara (çiftlik çalışanları, tavuk bakıcıları, horoz dövüşçüleri vb.) bulaşmıştır. Yoğun nüfusu olan yerlerde görülmüş olmasına rağmen, hastalıktan son on yılda 80 dolayında insanın ölmesi bunun önemli bir göstergesidir. Ülkemizde görülen insan vakaların tamamında hasta kanatlı ile direkt/yakın temas olması, bulaşmada hasta hayvanın önemin in ortaya koymaktadır.

Hastalıklı tavuk eti veya yumurtasını yiyen insanlara hastalık bulaşır mı?

İyi pişmemiş et veya yumurta mikroorganizmalar açısından her zaman bir risk unsurudur. Buna karşılık iyi pişmiş tavuk eti veya yumurtadan insana virüs bulaşması mümkün değildir. Hastalıklı bile olsa, pişirilmiş bir tavuk eti veya yumurtasından bulaşan hiçbir vaka günümüze kadar rapor edilmemiştir.

Açıkta yetiştirilen kanatlıların hastalığın yayılmasında önemli bir etken olduğu doğru mu?

Kuş Gribi’nin tüm ülkelerde genellikle ilk görüldüğü evcil kanatlılar, açıkta beslenen veya köy tavukçuluğu olarak tanmlanan yetiştiricilikte beslenen sürülerdir. Bu nedenle, hastalığın kontrol altına alınmasında, serbest yaşayan kanatlıların kümeslerde tuutlması önemlişdir. Bu işlem ayrıca insan sağlşığı açısından da büyük önem taşımaktadır.

Evimizde beslenen kanarya, muhabbet kuşu, papağan türü kuşlara hastalık bulaşır mı veya bunlardan insana hastalık geçer mi?

Evde beslenen kuşlara hastalık bulaşmaz, çünkü bulaşma çoğunlukla enfekte (bulaşık) hayvan, yem, su ve eşyalarla temasla olmaktadır. Bu nedenle gerekli özen gösterilen ev kuşları hastalığa yakalanmadığı gibi insana da  bulaştırması söz konusu değildir.

Hastalık görülen sürüler ve çevresinde sağlıklı hayvanlar neden itlaf edilmektedir?

Hastalığın hızlı yayılması nedeniyle, hastalık çıkan yerlerde hastalık etkeninin bulaşma riski olan kanatlılar itlaf edilmektedir. Bu işlem tüm ülkelerde aynı şakilde yapılmaktadır. Bu işlemde temel olan konu virusun kanatlılar arasında yayılşmasını engellemek ve dolayısıyla insan sağlığını korumaktır.

Tüketici tavuk ve yumurta yemeye devam edebilir mi?

Şu ana kadar yapılan kontrollerde, tüketime sunulan tavuklarda ve yumurtalarda (Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından kontrol edilen tesislerde üretilen) hastalık görülmediğinden dolayı, tüketici açısından herhangi bir risk bulunmamaktadır. Ayrıca hastalığın çıktığı bölgede, tavuk eti ve yumurta tüketimi kanatlı ürünlerinin pişirme esas ve usullerine uyulduğu taktirde herhangi bir risk oluşturmaz.

Tüketici yumurtayı yıkamalı mı?

Hayır tüketici yumurtayı yıkamamalıdır.

Grip aşısı, Kuş Gribi’ni önlemede yeterli bir önlem olabilir mi?

Şu anda insanlara yönelik olarak hali hazırda uygulanmakta olan grip aşılarının Kuş Gribi virüsü H5N1’i önleyici herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Ancak aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir.''(Alıntı)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KÜRESEL KUŞ GRİBİ SALGINI UYARISI !!!

Salı, Nisan 22, 2007 -Kategori: SAGLIK

''Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Asya’da görülen kuş gribinin insanlara bulaşıp salgına dönüşmesi halinde 100 milyon kişinin ölebileceği uyarısında bulundu.

 

WHO Bölge Müdürü Şigeru Omi, “Eskiden olsaydı salgının yayılması bir yılı bulurdu, şimdiyse küreselleşme nedeniyle birkaç haftada salgın bütün dünyaya yayılabilir” dedi.

 

WHO bölge müdürü Şigeru Omi, Hong Kong’da düzenlediği basın toplantısında, “Kuş gribi insan gribine dönüşecek olursa en ihtiyatlı kimselere göre 8-10 milyon kişi ölecek. En karamsar olanlara göre bu sayı 50 milyonu geçebilir, 100 milyona dayanabilir” dedi.


H5N1 adlı virüsün, şimdiye kadar Asya ülkelerinde 32 kişinin ölümüne yol açtığını anımsatan WHO yetkilisi, bunun er geç insanlar arasında salgın haline geleceği uyarısında bulundu ve “Eskiden olsaydı salgının yayılması bir yılı bulurdu, şimdiyse küreselleşme nedeniyle birkaç haftada salgın bütün dünyaya yayılabilir” diye konuştu.
“Hazırlıklı olmalıyız” diyen yetkili, “Yoksa sonuç felaket olur. Tarih göstermiştir ki, ortalama otuz yılda bir salgın hastalık başgösteriyor. Yeni salgın için ortam hazır...” ifadesini kullandı.''


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ASTIM İÇİN EVDE YAPILACAKLAR

Perşembe, Nisan 17, 2007 -Kategori: SAGLIK




 

''Astım çok yaygındır; her beş çocuktan birini ve her on
yetişkinden birini etkiler. Astımı harekete geçiren etkenler arasında nezle ve
gribi, hava değişikliğini, çiçek tozlarını sigara dumanını, ilaçları ve gıdaları
sayabiliriz . Bunlara alerji uyandıran maddeler (allerjen) denir ve diğer
alerjilere de neden olurlar. Alerji uyandıran maddeler kişileri degişik
biçimlerde etkiler.

Astım hastalarının çoğunun evcil hayvanların döktüğü incecik deri tozlarına veya
mikroskopik boyutta olup evin her tarafında bulunan toz bitlerine karşı alerjisi
vardır. Gözle göremediğimiz halde evcil hayvanlardan dökülen deri tozları ve toz
bitleri havada uçup halılara mobilya veya perdelere yapışırlar. Astımlı kişi
bunları solunumla içine çekince vücudu tepki gösterir. Akciğerlerindeki solunum
yolları daralarak soluk alması güçleşir. Allerjenlerden hangilerinin astıma veya
diğer alerjilere neden olduğunun belirlenmesi için aile hekiminizle görüşerek
alerji testi yaptırınız! Yukarıda sayılan maddelere karşı alerjisi olan hastalar
astım krizini önlemek için evde bazı düzenlemelere girişebilirler. Uzmanlar;
aşağıdaki yolları önermektedir

Yataklar 

Yatak şiltesinin su geçirmez bir maddeden yapılmış olmasına ve
yastıkların toz bitlerine karşı dayanıklı kılıfları olmasına dikkat ediniz. Özel
yastık kılıfları eczanelerde satılmaktadır. Bu yastık kılıfları toz bitlerine
karşı duyarlı olan kişilerin yastığın içinde bulunabilecek toz bitlerini
solumasını önler. Bir başka yol olarak yastıkları düzenli olarak yıkamayı veya
her altı ayda bir yenilemeyi deneyebilirsiniz. Battaniyeler, şiltenin üzerine
geçirilen koruyucu kılıflar ve yorganlar her altı haftada bir en az 55 derece
sıcaklıktaki suyla yıkanmalı ve toz bitleri yok edilmelidir.

Zemin

Mümkünse yerde halı yerine tahta, mantar, muşamba veya fayans
kullanınız. Halı kullanacaksanız halıların yerden kaldırılabilir türden olmasına
dikkat ediniz. Halılar her ay ters yüz edilerek üç saat boyunca güneşte
bırakılmalıdırlar. Döşemeyi halıyla kaplatacaksanız kısa tüylü ve dokuma halılar
en iyi halılardır.

Perdeler

En iyi perdeler istor perde veya jaluzi türüdür. Düzenli olarak
temizlenemeyen ağır perdeleri kullanmayınız.

Döşemelik Kumaşlar

Minderli ve içi doldurulmuş döşemelik kumaşlarla yapılan mobilya
üzerinde kedilerden veya toz bitlerinden gelen ve alerji uyandıran maddeler
bulunabilir. Döşemelik olarak deri veya muşamba kullanılması bu sorunu önler.
Ayrıca, yıkanabilir ve kalınca döşemelik kumaşlar da iyidir.

İçi Doldurulmuş Oyuncaklar

Bu oyuncakların üzerindeki toz bitlerini öldürmek için oyuncakları
gece buzluğa koyunuz ve sabah yıkayınız

Evin İçinin Kuru Tutulması

Rutubetli evlerde daha çok toz biti ve kül görülmektedir. Bunlar
astım krizine neden olurlar. Evde bulunan delikler aralıklar tıkanmalı, akan
oluklar onarılmalı ve zeminden gelen rutubet önlenmelidir. Rutubetli bir zeminde
evin içindeki havayı kuru tutmak zordur fakat evin içinin havadar olması buna
yardım eder. Mutfakta, çamaşırlıkta ve banyoda aspiratör çalıştırarak
buralardaki rutubetli havayı kurutabilirsiniz.

Temizlik 

Evi temiz tutmak toz bitlerinin sayısını azaltır ve hayvanlardan
gelen ve alerji ııyandıran maddeleri önler. Yerleri düzenli olarak elektrikli
süpürgeyle süpürün ve silinecek yerleri silin. Temizlik işini astımlı olan kişi
yerine bir başkasının yapması daha iyidir. Halıları süpürürken camları açık
tutun ve evin içinde halı silkelemeyin.

Evcil Hayvanlar 

Evde astım hastası birisi varsa evcil hayvan bulundurmamak en iyi
yoldur. Mutlaka bir evcil hayvan istiyorsanız örneğin kedileri ameliyatla
kısırlaştırarak alerji uyandıran maddeleri üretmelerini önlersiniz. Bütün evcil
hayvanları mümkün olduğu kadar dışarıda tutunuz. Kısırlaştırılmış erkek veya
dişi evcil hayvanlar daha az alerji uyandıran madde üretirler. Anne babanın her
ikisi de astımlıysa çocuklarının da astımlı olması olasılığına karşı eve evcil
hayvan almamak iyi olur.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Grip nasıl bir hastalıktır, hangi yollarla bulaşır?

Pazartesi, Nisan 14, 2007 -Kategori: SAGLIK

''Grip nasıl bir hastalıktır, hangi yollarla bulaşır?


Grip, viral bir hastalıktır ve virüslerle bulaşır. En sık bulaşma yolu da tokalaşma, yakın konuşmalar, öpüşme gibi yakın temastır. Bu yüzden grip ve soğuk algınlığından korunma yöntemi olarak ellerin sık sık yıkanması, öne çıkan bir yöntemdir. Ayrıca grip olan insanların kalabalık ortamlarda bulunmaları da diğer insanların enfeksiyon kapmalarına neden olur.

Kimler risk altındadır?
Öncelikle kalabalık ortamlarda bulunanlar yüksek risk altındadır. Özellikle yuvaya giden çocuklar, ilkokul öğrencileri, ileri yaştaki insanlar, kalp ve tansiyon hastaları gibi vücut direncinin düşük olduğu insanlar ile hastanelerde çalışan sağlık personeli; hem kalabalık ortamlarda bulunuyor olmaları hem de vücut dirençlerinin kolay düşmesi açısından risk altındadırlar.

Grip nasıl tedavi edilir? Kullanılan ilaçların özelllikleri nelerdir?
Grip enfeksiyonunun başlangıç döneminde antibiyotik kesinlikle kulanılmamalıdır. Çünkü, grip virüslerle ortaya çıkan bir hastalıktır. Oysa antibiyotiklerin virüsler üzerinde etkisi yoktur.

Grip tedavisinde öncelikle istirahat çok önemlidir. Bol C vitamini ve su tüketmenin yanında piyasada anti-gribal olarak satılan ilaçlardan da yararlanılabilir. Bu ilaçlar poşet halinde sıcak suda eritilerek içilen ilaçlardır. İçinde hastanın ateşini düşürücü, kırgınlığı giderici, burun tıkanıklığını açıcı parasetamol gibi birtakım etken maddeler bulunuyor. En çok kullanılanlardan Tylol Hot gibi anti-gribal ilaçların erken dönemde kullanımı hem gribin daha komplikasyonsuz ortadan kalkmasını hem de daha kısa sürmesini sağlıyor. Bu nedenle hekimler, bu tarz anti-griballeri hastalara tavsiye eder. Ancak komplike olmuş bir gribal enfensiyon varsa mutlaka bir hekime danışmakta fayda vardır.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

RUH SAĞLIĞI

Pazar, Nisan 13, 2007 -Kategori: SAGLIK

RUH SAĞLIĞI

 

 

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre ruh sağlığı, kişinin kendisiyle ve çevresiyle uyum içerisinde olmasıdır. Ruh sağlığının ölçütlerini diğer hastalıklar gibi kesin sınırlarla belirlemek mümkün değildir. Ruhsal bir davranışın yeniden sağlıklı ya da sağlıksız oluşu topluma, kültüre ve zamana göre değişebilir.Bir toplum için normal sayılan bir davranış diğer bir toplum için anormal ve kabul görmeyen bir davranış olabilir.Kesin ölçüt olmamakla birlikte ruhsal yönden sağlıklı olan yada normal bireylerde bulunması gereken özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz.

Gerçekçi bir algılama ve düşünme gücüne sahip olma.

Sorunları ile mücadele edebilmek.

Kendini olduğu gibi kabullenmek ve kendine uygun amaçları belirlemek.

Toplumsal kurallar ile uyum içerisinde olmak.

Çevresiyle çıkara dayanmayan ilişkiler kurmak

Bir insanın ruhsal yönden sağlıklı olmasını problemsiz, her zaman içinin huzurlu olması, sürek-

li mutlu olması olarak ele almak yanlıştır. Normal bir insanda zaman zaman isteklerine ulaşamaz, mutsuz edici olaylarla karşı karşıya kalabilir, korkabilir, suçluluk duyar, kendini yetersiz hissettiği durumlar olabilir.Ancak, sağlıklı insan bu tür olumsuz duygularla mücadele eder ve problemlerini çözmeye çalışırken, ruh sağlığı bozuk insan bu olumsuz duyguların altında ezilerek, başarma umudunu yitirip çıkış yolu bulamaz.

Ruhsal yönden sağlıklı olan insan kendisine ve çevresine değer verir., kendisine güvenir. Diğer insanlarla karşılıklı güven ve saygıya dayanan ilişkiler kurmaya çalışır. Çevresindeki kişilerle duygularını, sevinçlerini ve kederlerini paylaşır. Onların problemlerine çözüm bulmalarına yardımcı olur.

Günümüzdeki teknolojik, ekonomik ve sosyal değişimler insan ruh sağlığı üzerinde bir çok olumsuz etkiler yaratmaya başlamıştır. İnsanlar hayatta belirli yaşam seviyesine ulaşması için küçük yaşlardan itibaren bir yarış içerisine girmeye zorlanmaktadır.Çeşitli kitle iletişim araçları ve bilgisayar- lar insanlar arasındaki sosyal bağları yavaş yavaş kopararak insanları yalnızlığa itmektedir. Aile içerisinde yeterli ilgi ve sevgiyi göremediğinden yanlış alışkanlıklar ve yanlış arkadaşlar edinen gençlerin sayısı giderek artmaktadır.

Bunların yanında yaşamın getirmiş olduğu çeşitli stres yaratan durumlar kişilerin beden sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler yaratmıştır. Bu gün nedeni strese bağlı olan baş ağrısı, mide ağrısı, iştahsızlık, aşırı yorgunluk gibi rahatsızlıklardan şikayet eden insanların sayısı hiç de az değildir.

İnsanları bürümüş olan aşırı para kazanma ve mevkii sahibi olma hırsı insanlardaki sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk gibi bir çok insani değerlerin yavaş yavaş unutulmasına yol açmaktadır. İnsanlar aşırı çalışma koşullarından dolayı çevrelerinden kopmaktadırlar. Sonuçta belki belirli bir konuda en üst başarıya ulaşmışlardır. Ancak, ruhsal ya da bedensel sağlıkları bozulmuştur.

Kısacası biz insanlar hayatta bir çok sorunla başa çıkabilecek güce sahibiz ama hiçbir zaman hayatta tek başımıza başarılı olmamız insanlardan ayrı yaşamamız mümkün değildir. Bunu için ailemizle, arkadaşlarımızla ilişkilerimizi mutlaka sürdürmeliyizKendimizi iyi tanıyıp kabullenmeliyiz, potansiyellerimizin üstünde hedefler belirlememeliyiz. Dinlenmek ve eğlenmek için kendimize zaman ayırmalıyız.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

doğru zamanda,doğru yerdesiniz...

TAKI MODELLERİ VE YAŞAMA DAİR HERŞEYİN SAKLAMA KUTUSU http://TUBANIN ARŞİVİ.blogcu.com/

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro