Anne sütü ve bebek sağlığı...

Pazartesi, Haziran 2, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI


''DSÖ(Dünya Saglik Örgütü) ve UNICEF bebeklerin yasaminin ilk 4 ayinda, mümkünse 6 ayinda , su dahi almaksizin anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebegin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin ANNE SÜTÜDÜR.Bebegin saglikli gelismesini, büyümesini ve hastaliklardan korunmasini saglar.
Hastanede, bebekler genellikle 4 saatte bir emzirilir. Hastaneden çiktiktan sonra bebeginizi aciktikça emzirin.Ilk haftalarda bebeginizi iki-üç saatte bir, hatta geceleri bile emzirmeniz gerekebilir.Genellikle dogduktan 4-6 hafta sonra bebekler 4 saatte bir emzirilir.Daha sonralari ise günde 5 kez emzirme yeterli olacaktir.

Anne sütü yeterli degilse veya yoksa bebegi doktorunun önerecegi ve anne sütüne yakin özellikler tasiyan bir formül mama ile beslemek gereklidir.Bu mamalarin kutularinin üzerinde bebegin kilo ve yasina göre verilmesi gereken ölçek sayisi, su miktari ve ögün sayisi ayrintili olarak gösterilmistir. Bebeginizin gereksinimine göre sulandirma yüzdesini degistirmeden miktarlari kendiniz de ayarlayabilirsiniz.

4-6 ay arasi, bebeklerin ek besinlere alistirildigi süredir.4. aydan sonra ek besinlere yogurt, meyve ve sebze pürelerini sirayla azar azar vererek baslayin.Küçük porsiyonlar halinde hazirlanan yari kati yiyecekleri baslangiçta 2-3 çay kasigi vererek bebegi yeni besinlere alistirin.

 
YOGURT
Yogurt evde hazirlanmali, eksi olmamalidir. Süzme yogurdun bebeklere bir faydasi yoktur.Azar azar baslanir ve bir ay içinde günde bir ögüne çikarilir.(Yaklasik bir çay bardagi)

SEBZE PÜRESI
Sebze püreleri patates, havuç, pirinç veya irmik ile hazirlanabilir.Mevsim sebzesi olarak kabak, bezelye ve domates kullanilabilir.Seçilecek olan sebzeler taze ve olgun olmali, çürük olmamalidir.Sebze püresine patatesle baslanmasi önerilir.Daha sonra havuç ve mevsim sebzeleri hergün yeni bir çesit ilave edilerek zenginlestirilir.(Burada amaç allerjim yapabilecek sebzenin tesbit edilmesini kolaylastirmak ve onu menüden çikartip ileriki zamanlarda tekrar denemektir.)Lahana, patlican, pirasa, kereviz, karnibahar, pancar ve ispanak 4-6 ay arasinda verilmemelidir.

MEYVELER
Mevsimine göre elma, muz ve seftali tercih edilen baslica meyvelerdir. Meyve pürelerini azar azar vererek baslayin. Vitaminlerin kaybolmamasi için mikser yerine cam rende kullanilmalidir. Portakal, mandalina, limon bazi çocuklarda gaz, karin agrisi ve allerjilere yol açabilmektedir. Bu sorunlar görülmezse bu meyve sularini da verebilirsiniz. Aksi halde 6. aydan sonra tekrar denemelisiniz.

6-9 ay arasi

Sabah 08.00:Anne sütü veya 1 bardak devam formülü + 1-2 bisküvi + 1 yumurta sarisi veya bir kibrit kutusu kadar beyaz peynir (30 gr) Yumurta çok iyi kaynatilarak sarisindan nohut büyüklügünde bir miktar ile baslanir. 8-10 gün içinde bir yumurta sarisina erisilir.Haftada 2-3 yumurta sarisindan fazlasi verilmemelidir. Yumurta aki 12. aya kadar önerilmez.
Saat 10.00:Meyve püresi+1 bisküvi
Saat 13.00:Etli sebze çorbasi veya püresi. 8. aydan itibaren evdeki dolma ve etli sebze yemekleri, sehriye çorbalari, ezilmis makarna ( haslama suyu dökülmeden)ve pilav verilebilir.Bu yemeklerin sularinda ezilmis ekmek içi de eklenebilir. 8-9-10. aylarda et türü olarak haslanmis yagsiz beyaz etli baliklar ve 1-2 çorba kasigi karaciger rendesine baslayabilirsiniz.Ek protein ile demir saglayan taze dana eti ve cigerden her ögünde yalniz bir çesit verilir.Karaciger haftada birden fazla verilmez.Ayrica beyin vermenin herhangi bir faydasi yoktur. Sebze çorba veya püresine birkaç kez çekilmis kiymayi bir ögünde bir çorba kasigi kadar olacak sekilde ilave edebilirsiniz.Diger ögünlerde baharatsiz izgara köfte veya didiklenmis beyaz tavuk eti küçük parçalar halinde sebze pürelerine eklenebilir.Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi bakliyatlarida 6. aydan sonra sebze püreleri yogurt yada degisik çorbalara ilave edip verebilirsiniz.Bunlar çok iyi pisirilir, gaz yapmamasi için tel süzgeçten geçirilerek kabuklarindan arindirilir ve haslama suyu ile birlikte ilave edilir yada yalniz olarak yedirilir.
Saat 16.00:Anne sütü yada 150 ml devam formulu yada yogurt.
Saat 20.00:150 ml devam formülü yada anne sütü veya muhallebi.Muhallebi günde 1 ögünden fazla verilmemelidir. Anne sütü gerekiyorsa gece de verilmelidir. MUHALLEBI

Her çay bardagi süte 1 kahve fincani su ve 1 tatli kasigi pirinç unu konarak hazirlanir.Bu karisim en az 10 dakika çok kisik ateste karistirilarak pisirilir.Pisme islemi tamamlaninca bir tatli kasigi seker konularak karistirilir.Cezvede hazirlanmamalidir.


9-11 ay arasi

Sabah 08.00:Anne sütü veya 1 bardak devam formülü + 1 çay kasigi pekmez+ 1 yumurta sarisi + ince bir dilim ekmek+ 1 çay kasigi tereyagi Tereyagi günde 1 çay kasigini geçmemelidir.
Saat 12.00:Sebze püresi + püreye karistirilmis 2 tatli kasigi haslanmis karaciger rendesi ( Karaciger haftada birden fazla verilmemelidir.) veya tavuk veya 1 köfte ( Sebze püresi yerine normal ev yemekleri ezilerek verilebilir. Sabah ekmek almadiysa bu ögünde verilir.)
Saat 16.00:150-200 gram muhallebi + meyve püresi
Saat 20.00:Yogurt ( 1-2 çorba kasigi makarna ile karistirilabilir) + 2-3 çorba kasigi sebze püresi.

12 Aylik

Sabah :150 ml devam formülü + 30 gram beyaz peynir ya da 1 tam yumurta +1-2 bisküvi yada ince bir dilim ekmek+ 1 çay kasigi reçel, bal yada pekmez
Ögle:Sebze püresi veya evdeki etli sebze yemegi, yoksa 1 köfte + makarna ve meyve püresi
Ikindi:150 ml devam formülü yada yogurt yada sütlaçtan biri + 2 bisküvi
Aksam:2-3 çorba kasigi sebze püresi yada evdeki çorba ve sebze yemekleri+ ezilmis makarna veya pilav +Yogurt

Ilk bir yil içerisinde yumurta beyazi, tuz, bal, çay ve inek sütü bebeklere önerilmeyen yiyeceklerdir. Ilk bir yil içinde inek sütüyle beslenen bebeklerde özellikle solunum yolu hastaliklari basta olmak üzere çesitli allerjik hastaliklar görülür.Inek sütü ile beslenen bebekler daha az demirve C vitamini alirlar. Bu da barsaklarda gizli kanamalara ve kansizliga neden olur.Inek sütü düsük D vitamini ve yüksek fosfor içermesi nedeni ile iyi bir kemik mineralizasyonu ve iskelet sisteminin gelismesini saglayamaz.Bu nedenle mümkünse 24 aydan önce kullanilmamalidir.

Bebegin çok yemesi ve kilo almasi her zaman saglikli oldugu anlamina gelmez, asiri beslenme ileriki yaslarda saglik problemlerine zemin hazirlar.

Tuz ile yüksek tansiyon arasinda bir iliski vardir.Bebegin tuza alismamasi için mamalara tuz eklenmemelidir.

Diski olusumuna katkida bulunmayan proteinlerin asiri miktarda verilmesi, buna karsilik yeterince sivi, yesillik, sebze ve meyve verilmemesi kabizliga neden olabilir.


6-9 ay arasi

Sabah 08.00:Anne sütü veya 1 bardak devam formülü + 1-2 bisküvi + 1 yumurta sarisi veya bir kibrit kutusu kadar beyaz peynir (30 gr) Yumurta çok iyi kaynatilarak sarisindan nohut büyüklügünde bir miktar ile baslanir. 8-10 gün içinde bir yumurta sarisina erisilir.Haftada 2-3 yumurta sarisindan fazlasi verilmemelidir. Yumurta aki 12. aya kadar önerilmez.
Saat 10.00:Meyve püresi+1 bisküvi
Saat 13.00:Etli sebze çorbasi veya püresi. 8. aydan itibaren evdeki dolma ve etli sebze yemekleri, sehriye çorbalari, ezilmis makarna ( haslama suyu dökülmeden)ve pilav verilebilir.Bu yemeklerin sularinda ezilmis ekmek içi de eklenebilir. 8-9-10. aylarda et türü olarak haslanmis yagsiz beyaz etli baliklar ve 1-2 çorba kasigi karaciger rendesine baslayabilirsiniz.Ek protein ile demir saglayan taze dana eti ve cigerden her ögünde yalniz bir çesit verilir.Karaciger haftada birden fazla verilmez.Ayrica beyin vermenin herhangi bir faydasi yoktur. Sebze çorba veya püresine birkaç kez çekilmis kiymayi bir ögünde bir çorba kasigi kadar olacak sekilde ilave edebilirsiniz.Diger ögünlerde baharatsiz izgara köfte veya didiklenmis beyaz tavuk eti küçük parçalar halinde sebze pürelerine eklenebilir.Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi bakliyatlarida 6. aydan sonra sebze püreleri yogurt yada degisik çorbalara ilave edip verebilirsiniz.Bunlar çok iyi pisirilir, gaz yapmamasi için tel süzgeçten geçirilerek kabuklarindan arindirilir ve haslama suyu ile birlikte ilave edilir yada yalniz olarak yedirilir.
Saat 16.00:Anne sütü yada 150 ml devam formulu yada yogurt.
Saat 20.00:150 ml devam formülü yada anne sütü veya muhallebi.Muhallebi günde 1 ögünden fazla verilmemelidir. Anne sütü gerekiyorsa gece de verilmelidir. MUHALLEBI

Her çay bardagi süte 1 kahve fincani su ve 1 tatli kasigi pirinç unu konarak hazirlanir.Bu karisim en az 10 dakika çok kisik ateste karistirilarak pisirilir.Pisme islemi tamamlaninca bir tatli kasigi seker konularak karistirilir.Cezvede hazirlanmamalidir.


9-11 ay arasi

Sabah 08.00:Anne sütü veya 1 bardak devam formülü + 1 çay kasigi pekmez+ 1 yumurta sarisi + ince bir dilim ekmek+ 1 çay kasigi tereyagi Tereyagi günde 1 çay kasigini geçmemelidir.
Saat 12.00:Sebze püresi + püreye karistirilmis 2 tatli kasigi haslanmis karaciger rendesi ( Karaciger haftada birden fazla verilmemelidir.) veya tavuk veya 1 köfte ( Sebze püresi yerine normal ev yemekleri ezilerek verilebilir. Sabah ekmek almadiysa bu ögünde verilir.)
Saat 16.00:150-200 gram muhallebi + meyve püresi
Saat 20.00:Yogurt ( 1-2 çorba kasigi makarna ile karistirilabilir) + 2-3 çorba kasigi sebze püresi.

12 Aylik

Sabah :150 ml devam formülü + 30 gram beyaz peynir ya da 1 tam yumurta +1-2 bisküvi yada ince bir dilim ekmek+ 1 çay kasigi reçel, bal yada pekmez
Ögle:Sebze püresi veya evdeki etli sebze yemegi, yoksa 1 köfte + makarna ve meyve püresi
Ikindi:150 ml devam formülü yada yogurt yada sütlaçtan biri + 2 bisküvi
Aksam:2-3 çorba kasigi sebze püresi yada evdeki çorba ve sebze yemekleri+ ezilmis makarna veya pilav +Yogurt

Ilk bir yil içerisinde yumurta beyazi, tuz, bal, çay ve inek sütü bebeklere önerilmeyen yiyeceklerdir. Ilk bir yil içinde inek sütüyle beslenen bebeklerde özellikle solunum yolu hastaliklari basta olmak üzere çesitli allerjik hastaliklar görülür.Inek sütü ile beslenen bebekler daha az demirve C vitamini alirlar. Bu da barsaklarda gizli kanamalara ve kansizliga neden olur.Inek sütü düsük D vitamini ve yüksek fosfor içermesi nedeni ile iyi bir kemik mineralizasyonu ve iskelet sisteminin gelismesini saglayamaz.Bu nedenle mümkünse 24 aydan önce kullanilmamalidir.

Bebegin çok yemesi ve kilo almasi her zaman saglikli oldugu anlamina gelmez, asiri beslenme ileriki yaslarda saglik problemlerine zemin hazirlar.

Tuz ile yüksek tansiyon arasinda bir iliski vardir.Bebegin tuza alismamasi için mamalara tuz eklenmemelidir.

Diski olusumuna katkida bulunmayan proteinlerin asiri miktarda verilmesi, buna karsilik yeterince sivi, yesillik, sebze ve meyve verilmemesi kabizliga neden olabilir.''

 
Ana Çocuk Sağlığı dergisinden

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

NEDİR İNDİGO?

Salı, Mayıse 12, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI

resime dikkat et...

 

''Çocuğunuz yaramazsa, söz dinlemiyorsa, bir koltuktan diğerine atlayarak gidiyorsa, yaşından önce konuşuyorsa, kendine çocuk muamelesi yapılmasına kızıyorsa genel olarak “hiperaktif”* olduğu düşünülür. Fakat yaşından beklenmeyecek kadar zeki ve ailesiyle hakları konusunda kavga edecek kadar uyumsuzsa “indigo” çocuk (yada milenyum çocukları) diyebiliriz. Hiperaktif çocuklardan farklı olarak bu çocuklarda öğrenme problemi yoktur ve dikkat eksikliği görülmez.
          Parapsikolojisi* dalında çalışmaları olan Nancy Ann Tappe 1982 yılında “Yaşamınızı Renk Yoluyla Anlama” adlı kitabında “İndigo” kavramını tanımlamıştır. İndgonun kelime anlamı “ çivit mavisi” dir. Her insanın bir yaşam rengi vardır. İndigoların yaşam rengi de “ çivit mavisi” dir.
 Tanım olarak indigo çocuk; “bir dizi olağan dışı psikolojik nitelik sergileyen, daha önce belgelenmemiş bir davranış biçimi gösterip, özel davranış şekilleri ile muamele gerektiren ve klasik eğitim düzenini yıkmayı amaçladıklarına inanılan çocuklar” olarak tanımlanmaktadır.
 İsterseniz bu çocukların önce annelerinin ve öğretmenlerinin gözlemlerine bir kulak verelim;
 İndigo çocuk annesi N. A. Ç. kızıyla ilgili gözlemlerini şöyle anlatıyor; ”O çok konuşkan bir çocuktu ve iki yaşındayken mükemmel bir biçimde konuşabiliyordu. Üç yaşındayken bir gün çocuk bahçesinde kendisinden daha büyük kızların yanına, onlarla oynamaya gitti. Ancak, onun kendileriyle oynamak için çok küçük olduğunu düşünen kızlar ona kahkahalarla güldüler. Kızım aldığı karşılığa hiç şaşırmamış bir halde geri döndü ve gerçekçi bir tavırla şöyle dedi:                                              
          "Anneciğim, onlar sadece benim kim olduğumu bilmiyorlar."
           Y. U.  6 yaşındaki oğlu Utku için şunları dile getiriyor : “ Önce gözleriyle iletişim kuruyor. Karşısındakinin rol yapıp yapmadığını anlıyor. Rol yapıyorsa o ilişkiyi kurtaramazsınız. “Bir yere gitmiştik, kendi yaşlarında bir kız çocuğu vardı, onunla konuşuyordu. Sonra kızın annesi geldi. Utku ona ´ Niye burada duruyorsun. Burada anneler durmaz. Anneler masalarında oturur, çocuklar oyun oynar. Burada durman için hiçbir neden yok. Lütfen yerine git.´ dedi". 
          1. Sınıf öğretmeni G.T. öğrencisi Yasin için şunları söylüyor:”Okula başladığı ilk ay içersinde sınıf listesini numaralarıyla beraber ezberledi. Kendisi okuma yazma bilmedi için listeyi annesine yazdırmış ve okulda bana getirdi. Tabi ki çok şaşırmıştım. Yasin’in  bu durumunu fark ettiğim  için onu bir üst sınıfa geçirmek istedim. Ailesiyle görüşme sırasında olayı fark etmiş olacak ki;  tepki olarak benimle konuşmamaya başladı. Sizin anlayacağınız bana küsmüştü. Kendisiyle konuşmak istediğimde; “Sen beni sevmiyorsun ve beni başından atmak istiyorsun”  dedi. Kendisine olayı mantıklı bir şekilde açıklayınca aramız düzeldi tabiî ki.
          F.K. kızı Nida’yı şöyle anlatıyor : “2 yaşında ‘anne bana su verir misin?’ gibi tam cümle kurmaya başladı. Nida’ya ancak mantıklı söylediği zaman iş yaptırabiliyorum Biraz bağırdığımda ise asla bir şey yaptıramıyorum. Ve bana şöyle diyor ‘sen bana bağırdığın için bu işleri yapmıyorum’. Bana göre kişiliği oturmuş olarak görüyorum. Çünkü seçimlerini özgürce yapıyor. ‘ Bu elbise güzel istersen bunu al’ dediğimde, ‘Çok beğendiysen kendine al’ diyor. Okula başlayalı üç gün olmuştu ve “Andımız” ı ( Öğrenci andı ) ezberlemişti. Andımızı okumak için tek başına müdür yardımcısının yanına giderek izin aldı ve okudu. Nida 7 yaşında ve 3 ay içersinde saz çalmayı öğrendi. Şuan 15 parça çalabiliyor. Bunlardan birkaç tanesini de hem çalıp hep söyleyebiliyor. Bazen babasından para istiyor. Baba para vermek istemediğinde ise;   ‘ Sen hep bana senin için çalışıyorum, kazandıklarım senin için, ne istersen alırım diyordun. Şimdi de yaptığın işe bak, bana para vermiyorsun’ diyebiliyor. 
           D. B. kızları Zeynep için şunları belirtiyor : " Zeynep´ i okulda tanımayan yok.  Bazen kendimi onunla savaşırken buluyorum ve o zaman ´ Bravo anne, beni ağlatmayı başardın´ diyor. ‘ ‘ Sinirlendiğin zaman komik olduğunun farkında mısın, anne olduğunun bilincine var´ diyor".
          Birçok İndigo çocuğun ailesi de hemen hemen aynı şeyleri dile getirmektedirler. Bu anlatılanların ışığında İndigo çocukların bir takım belirgin özellikleri ortaya çıkmaktadır. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz :
 İndigo çocuklar dünyaya bir asalet duygusuyla gelir ve davranışları da o yöndedir.
 Öz değerleri yüksektir.
 Mutlak otorite karşısında sorun yaşar. Ailede, okulda ya da otorite gerektiren başka yerlerde geleneksel sisteme karşıdırlar ve yıkıcı olarak görünürler. Çünkü düzene uymayı reddederler.
 İhtiyaçlarını bildirmekten çekinmezler.
 Suçluluk duygusu verilerek disipline edilemezler.
 Yaratıcılık gerektirmeyen konularda zorluk çekerler. Rutin işler onlara boş ve zor gelir.
 Çoğu zaman bir çocuk gibi değil, olgun bir yetişkin gibi davranırlar.
 Duygusal zekaları kuvvetlidir.
 Herkesten saygı bekler, önem verilsin, takdir edilsin isterler.
 Birey olarak algılanmadığını ve değer verilmediğini hissettiği anda tavırlarını ortaya koyarlar.
 Her şeyi sorgular, anne baba olarak yaptığımız davranışları derinlemesine incelerler.
 Genellikle bu çocuklar için “ büyümüş de küçülmüş “ ifadesi kullanılır.
 İndigo çocuklar sanki dünyayı kurtarmak için gelmişlerdir.
            Anne baba olarak; kendine özgü davranışları olan indigo çocuklarla başa çıkmak, onlarla uyum ve dengeyi sağlayabilmek için hayata bakışınızı ve çocuklara karşı davranış biçiminizi değiştirmeniz gerekmektedir.
                         NASIL YAKLAŞILMALI ?
 Özellikle onun kişiliğine ve varlığına saygı duymalısınız. Bunu da ona hissettirmelisiniz. Örneğin; çocuğunuza bir oyuncak yada kullanması için bir eşya alırken onun mutlaka fikrini sormalısınız. “ Biz babanla birlikte düşündük senin odana bir çalışma masası almayı uygun gördük. İstersen bizimle birlikte gelerek çalışma masanın şeklini ve rengini kendi zevkine göre seçebilirsin”.
 Onunla bir yetişkinle nasıl konuşuyorsanız o şekilde konuşmalısınız. Örneğin; “Evet, seni çok iyi anlıyorum. Arkadaşının sana bu şekilde hakaret etmesi seni çok üzmüş.”
 Yapılan bir işi sebep-sonuç ilişkisine dayandırarak açıklamalısınız. Örneğin; Matematik dersinde işlenilen formül, kavramlar onlara anlamsız ve gereksiz gelebilir. Hatta bu nedenle dersi sevmez ve öğrenme çabası içine de girmez. Matematiğin, kişinin beynini ve düşünme gücünü geliştirdiğini anlaşılır ve net bir şekilde açıklarsanız, çocuğun bu dersteki başarısı konusun da kimse önüne geçemez.  
 Onlarla dolu dolu ve nitelikli zaman geçirmelisiniz.Örneğin;”Çocuğunuzun kendini geliştirebileceği oyunlar bulun, onlarda mevcut bulunan potansiyel enerjilerini azaltacak geniş oyun alanlarına götürün.”
 Onlarla inatlaşmayıp karşılarında durmamalısınız. Çocuğunuzla yaşadığınız küçük anlaşmazlıkları büyük problem haline getirip savaşa girmeyin, biraz bekleyin, sabredin. Olayın Olumlu yanlarını düşünün ve çocuğunuzla iletişime girin.
 Özgürlük ve sorumluluk verilmeli. Onları kısıtlamamalısınız. Örneğin; “Dur sen yapma dökersin, kırarsın, sen bu işi halledemezsin.” Gibi çocuğun gelişimsel dönemde kazanması gereken bazı davranışları engelleyerek onun normal gelişimine ket vurmuş olursunuz. Özellikle böyle bir davranış indigo çocuklarda inatlaşmaya ve ona karşı güvensizliğe neden olacaktır.
 Anne baba olarak sürekli kendinizi geliştirmeli ve yenilemelisiniz. Bu çocuklar ile yapılan bilimsel araştırmalar günden güne artmakta ve yeni yöntemler ortaya konmaktadır. Yeni yöntemleri takip ederek çocuklarınızın gelişimde daha etkin rol oynayabilirsiniz.
 Onlara bir şeyler yaptıracağınız zaman seçenekler sunun. Örneğin; “bu yemeği yiyeceksin” yerine; “ Çorbadan mı alırsın yoksa senin sevdiğin yumurtalı ıspanağı mı yersin” şeklinde önüne seçenekler sunmak, yapmasını istediğimiz davranış için en iyi yöntemdir.''


DOĞRU ANNE -BABA REHBERİNDEN





Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Az bilinen, sık görülen bir hastalık ITP

Salı, Mayıse 12, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI

 

ITP nedir?

ITP, 'immün trombositopenik purpura' dediğimiz ve çocuklarda çok yaygın görülen bir kanama hastalığı. Genellikle vücudun çeşitli yerlerinde oluşan kanamalarla belirti veriyor. Vücudumuzda bağışıklık sisteminde bir uyarı olduğu için immün; pıhtılaşmayı sağlayan trombosit dediğimiz hücrelerin azalmasına bağlı olduğu için trombopeni ve bunlara eşlik eden kanamalara da purpura denildiği için hastalığa bu isim verilmiş. ITP'nin iki çeşidi var; akut ve kronikÉ

Akut ITP: Ani ve hızlı ortaya çıkabilen akut ITP; çocuklarda yüzde 85-90 oranında görülebiliyor. En çok 2 ila 6 yaş arasında ve en sık 3 yaş civarında görülüyor. Bu tipte trombosit sayısı bir anda 0'a kadar düşebiliyor.

Kronik ITP: Daha çok büyük çocuklarda, -özellikle kızlarda- genç erişkinlerde ve orta yaşlarda görülüyor. Akut ITP'ye göre daha sinsi ilerliyor ve trombosit sayısı 40 bin ila 50 bin civarına düşüyor; bu yüzden aylarca fark edilmeyebiliyor.

NEDENİ BİLİNMİYOR

·  ITP'ye sebep olan faktörler neler?

Bu hastalığın nedeni hala bilinmiyor. Ama en çok ilkbahar ve sonbaharda görülüyor. Bunun da sebebi muhtemelen o dönemde enfeksiyonların fazla olması. Çoğunlukla çocuklar bir enfeksiyon geçirdikten 2-3 hafta sonra bu hastalık ortaya çıkabiliyor. En çok kızamık, suçiçeği gibi hastalıklar ve virüsler tetikleyebiliyor. ITP'de ayrıca aşılar, antibiyotikler ve ağrı kesiciler tetikleyici olabiliyor.

·  Virüslerin hastalık üzerindeki etkisi nasıl oluyor?

Sebebini bilmiyoruz ama vücuda giren virüsler veya onlara ait partiküller bağışıklık sistemini uyararak trombositlerin üzerine gidip yapışıyor. Vücut artık kendi hücresini kendinden saymıyor; bağışıklık sistemini uyararak kendi trombositlerini yabancı bir madde gibi algılayıp onlara karşı anti-madde (antikor) üretiyor ve kendi hücrelerini yok etmeye başlıyor.

·  Peki problemin kaynağı virüsse bunu yok edecek bir şey yok mu?

Dünyada bakteri veya mantar adını verdiğimiz mikroplara karşı birçok antibiyotik var ama virüse karşı çok az sayıda ilacımız var. Onun için çocukları aşılamaya çalışıyoruz. Mesela suçiçeğinin bir virüs ilacı var. Ama kızamığın, kabakulağın ve öpücük hastalığının ilacı yok. Virüsler; birden yok gibi davranıp sonra -200 derecede canlılığını koruyor ve ölü gibi kalıp normal ısıya gelince de tekrar canlanabiliyor.

·  ITP'nin belirtileri nedir?

Akut tip çok hızlı gelişebildiği için her şey normal giderken birdenbire çocuğun vücudunda kocaman morluklar, nokta kanamalar, şiddetli bir burun kanaması ya da ağız içinde kanamalar görülebiliyor. Bazı çocuklarda ise bağırsakta ve idrarda da kanama olabiliyor. Geçirilen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak geçici dalak büyümesi de olasılıklar arasında. Bizim için en korkutucu olanı beyin içi kanamalar. Yüzde 1'den az sıklıkta görülen bu durumda çocukta uykuya aşırı meyil veya baş ağrısı, kusma gibi belirtiler görülüyor ve bilinç giderek kapanıyor. Kronik ITP'deyse, vücutta morluklar oluşuyor ve trombositler çok hızlı bir düşme göstermiyor.

C VİTAMİNİ TAKVİYESİ

·  Trombositlerin kanda olması gereken miktarı nedir ve hangi aşamada kanama olur?

Olması gereken normal değer milimetre küpte 200 bin ila 400 yüz bin arasında. Trombosit değeri 30 binin altındayken morluklar ve kanamalar görülüyor. Ağız içindeki kanamalar genellikle trombositler 10 binin altına düştüğünde ortaya çıkıyor.

·  Tedavi yöntemi nedir?

Birkaç çeşit tedavi yöntemi var. Bunlardan en sık kullanılan ilaçlarla yapılan tedavi. Ancak trombosit düşüklüğünün başka bir hastalığın belirtisi olmadığından emin olmak için kemik iliği incelemesi yapmak gerekiyor. Çünkü kullandığımız ilaçlar lösemi, kemik iliği yetersizliği gibi hastalıkları maskeleyebilir. İlaç tedavisiyle, birkaç gün içinde trombositler yükseliyor. Genelde üç haftalık bir tedavi yeterli oluyor. İkinci seçenek daha pahalı ama kemik iliği yapmayı gerektirmeyen, iki gün üst üste damardan verilen ilaçla tedavi yöntemi. Kronik tipte ise ilaçlara ilaveten dalak çıkarma ameliyatı yapıyoruz. Bazen kandaki trombosite yönelik antikorları temizlemek amacıyla plazma değişimi adı verilen bir tedaviyi de deniyoruz. Ama daha çok hiç cevap alamadığımız riskli vakalarda kullanılıyor bu yöntem.

·  Dalak niçin alınıyor?

Vücut yabancı olarak algıladığı trombositleri dalakta yok ediyor. Dalağı aldığımızda ise yok etme yeri olmadığı için trombositlerin sayısı yükseliyor.

·  ITP'li bir çocukta hangi ilaçlar kullanılmıyor?

Trombosit miktarı düşükse kanı sulandıran ilaçlardan uzak durmak gerekiyor.

·  Limon ve kiraz kanı sulandırır derler bunların bir sakıncası var mı?

Tam tersine C vitamini veriyoruz. C vitamini pıhtılaşmayı destekliyor ve damar geçirgenliğini azaltıyor. Böylece kanama riski azalıyor.

ITP doğum anında bebeğe de geçer mi?

Prof. Dr. İnci Yıldız, ITP'li kadınların doğum sırasında bu hastalığı bebeklerine geçirme riski olduğunu belirtiyor ve ekliyor: 'Plasentadan bebeğe geçen virüs, trombositlere yapışarak doğar doğmaz birdenbire trombositleri düşürmeye başlıyor. Bu yüzden ITP'li olduğunu bildiğimiz hamilelerin bebeklerini de yakın takibe alıyoruz. Bebeğin kanındaki trombosit düşüklüğü geçici ve bir-iki hafta içinde hemen düzeliyor. Genetik bir hastalık olmadığı için ITP'li kadının doğurmasında bir sakınca yok.'

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Çocuklarınızı ısırarak sevmeyin!

Salı, Mayıse 12, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI


Minik çocuklar sevimli hareketleriyle çoğu zaman yetişkinlerin kanını kaynatır. Birçok insan ise sevgisini ifade etmek için genelde ya bebekleri ısırarak ya da sıkarak severler.

Bu yaklaşım çocuğun dünyasında ise zamanla kendini ifade etmek için kullandığı bir davranışa dönüşmektedir. Örnek olarak; oral dönem dediğimiz özellikle diş çıkarmaya başladığı zamandan itibaren çocuk nesneleri ağzıyla ısırarak tanımaya başlar. İlk etapta size sevimli ve komik gelen bu davranışlar, uygun bir yaklaşım sergilenmezse, ilerleyen dönemlerde çocuğun her fırsatta annesini, bakıcısını, eve gelen misafirleri, kreşe gidiyorsa kreşteki arkadaşlarını ısırması ile sevimsizleşir. Özellikle kreşe giden çocuklarda velilerin şikayete gelmesi, ısıran çocuğun gruptan uzaklaştırılması gibi sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Nasıl davranmalıyız?

Çocuk, gücünü ortaya koyan şeyleri yapıp denemek ister ve çocukta dişlerin çıkmaya başlamasıyla ısırma genellikle görülen bir durumdur. Önemli olan çocuğun bu tepkileri karşısında yetişkinlerin tutumudur. Eğer çocuklar ısırarak, çevrelerinden almayı bekledikleri cevabı alıyorlarsa (ilgi gibi), çocuğun yanlış davranışları ebeveynleri ya da çevrelerindeki yetişkinler tarafından pekiştirilmiş olur. Burada yapılması gereken, çocuklar doğru ve istenen davranışları uyguladıklarında, bunun farkında olmak ve pozitif pekiştireçler kullanarak (sevgi sözleri, sarılıp öpme, alkışlama gibi) çocukların ilgi ihtiyaçlarını meşru yollardan doyurmaktır. Böylece çocuk ilgi görmek için ısırmaya ihtiyaç duymayacaktır. Örnek olarak çocuğu arkadaşlarıyla ısırmadan ve kavga etmeden geçirdiği oyunları için memnuniyetimizi belirten ifadelerle sarılıp okşamak işimizi kolaylaştırır. Çocuğunuzla yaşayacağınız her türlü problemin çözümü için püf noktası; çocuğun ilgi ve ihtiyacını karşılamak, davranışlarımızda kararlı ve tutarlı olmaktır.

Kimi yetişkinler sevginin dozunu kaçırarak bebeklerin yanaklarını, kolunu ve bacağını ısırarak sevmektedirler. Bu durum çocuğun hem ısırma isteğini tetiklemektedir hem de bebeklerin mikrop kapma riskini artırmaktadır. Yetişkinler çocuklara sevgilerini gösterirken peygamberî bir edeple onları örselemeden sevgilerini göstermelidir.

Çocukların ısırmaları bize komik gelebiliyor. Kimi zaman biz de onları ısırıyor ve gülüyoruz. Çocuğunuz ısırdığı zaman gülmeyin ve karşılık vermeyin. Çünkü belli bir davranış ödüllendirildiğinde, bireyin o davranışı gelecekte tekrarlama ihtimali artacaktır. Çocuğun ısırdığı durumlarda kalıp bir cümleyi tekrar ederek bu davranışını benimsemediğinizi jest ve mimiklerinizle de destekleyerek “Isırma!”, “Isırmak yok”, “Isırmanı istemiyorum” gibi cümlelerle kararlı bir şekilde söyleyin. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; çocuğa doğru davranışın ne olduğunu anlatmak ve bir şey istediğinde arkadaşına vurmak, ısırmak yerine size veya bakıcısına gelip söylemesini tembih etmektir. Bunu uygulamalı olarak çocuğunuzla oyun şeklinde yapabilirsiniz. Eğer çocuğunuz bunu anlayacak seviyede değilse (örnek olarak 11 aylık bebek ise) ısırdığı durumlarda eline oyuncak vererek dikkatini başka bir yöne çekebilirsiniz.

Kaynak:Çocuk gelişimi



Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

MÜKEMMEL ÇOCUK...

Pazartesi, Mayıse 4, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI


Çocuğa öz saygı kazandırma, çocuğun öğrenme, sevme ve yaratma yeteneğini güçlendirmektedir. Öz saygı, mutlulukla ve hayattaki başarıyla ilgilidir. Bazı düşünürlere göre öz saygı, tamamen aile sevgisiyle birlikte iyi bir eğitimin ürünüdür. New York'lu psikolog ve gençlik terapisti Prof. Dr. Barbara Berger'e göre öz saygı, çocuğun kendi kendisiyle gurur duymasıdır. Yüksek öz saygıya sahip olmak, çocuğun hem sevgi dolu hem de yetenekli olmasını sağlamaktadır. Çocuk, değerli olduğuna inanmalı, bir şeyler önermeli ve kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık olmalıdır. Çocuğun sevgiyi ve yeteneğini hissetme derecesi, gelecekteki yaşamında onu her alanda etkileyecektir. Aynı zamanda da, çocuğun yaratıcılık yeteneğini, diğerleriyle ilişkisini ve başarılı olmasını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır. Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluştururlar. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için aileler neler yapabilir? İşte burada öz saygıyı geliştirecek 20 yol bulunmaktadır.

1- Şartsız Sevgi Göstermek
Çocuğunuz her ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın. Ev ona göre için, risk ve tehlikelerle dolu dünyadan döndüğü zaman, sevgi için, emniyetli bir yakıt alma istasyonu gibidir. Mesajlarınız "Seni seviyorum - odanın kirli olmasına rağmen, kız kardeşin kadar atletik olmamana rağmen, notlarının çok iyi olmamasına rağmen, yaptıklarından hoşlanmama rağmen - hala seni seviyorum" olmalıdır. Onu hala sevdiğinizi göstermek ve çocuğunuzun yanlış davranışını düzeltmek için, onun doğru yaptığı bir şeyi görerek işe başlayabilirsiniz. Örneğin, odası karma karışıksa ve sadece yatağını toplamış ise ona "Gerçekten yatağını topladığına çok sevindim. Şimdi senden istediğim şey masanı temizlemen" diye ifade edin.
2- Sinirli Olmanızdan Sorumlu Olduğunu Belirtmek
4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin beşiğine fırlattığı için sinirlisiniz. Onun böyle bir hareketinde sinirinizi ona nasıl aktarırsınız? Prof. Dr. Thomas Gordon'un önerdiği en basit mesaj "Ben" mesajıdır. "Sen kötü bir çocuksun!" ya da "Sen aptalsın!" yerine, "Sen böyle yaptığında, ben ............../............ hissediyorum","Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.
3-Açık İsteklerde Bulunmak
Çocuğunuzun ondan ne istediğinizi bilmesini sağlayın. Bu ona alternatif davranışları öğrenmesi için bir şans verecektir. Örneğin; "Oyuncaklarını kardeşinin beşiğine atmamalısın. Bunun yerine o uyandığında ona trenini gösterebilirsin" şeklinde bir açıklama yapılmalıdır. İstekleri ona açıkca belirtmek, ondan ne istediğinizi anlamasını kolaylaştıracaktır.
4-Dinlemeyi Öğrenmek
Çocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir ve böyle yapmak çocukların öz saygılarını artırmaktadır. Size bir şeyler söylemek istediğinde, gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin. Gordon'un bir başka tekniği olan "Aktif dinleme"de, çocuğunuzu yanınıza çağırıp onu duyduğunuzu ve onun ne söylemeye çalıştığını anladığınızı ifade edin. Mesela 7 yaşındaki bir kız çocuğu şöyle diyebilir:

  "Baba sana çok kızgınım ve bir daha odama girmeni istemiyorum".
Baba: "Sen gerçekten çok kızgınsın öylemi hımm".
  "Evet çünkü sen beni kaymaya götüreceğini söylemiştim ama artık çok geç".
Baba: "Oh, anladım. Çünkü seni dışarıda kaymaya götüreceğim konusunda söz verdim ve bu sözü tutmadım. Gerçekten üzgünüm. Çok geç vakte kadar çalıştım ve seni aramayı da unuttum. Bunu yarına alabilir miyiz?"

Aktif dinlemeyle aileler, olayları daha çok çocuğun gözünden görmeye başlamakta ve böylece çocuk da duygularına önem verildiğini anlamaktadır.
5-Çocuğun Duygularını Ciddiye Almak
Çocuğunuzun korkularını ve negatif duygularını onları reddetmektense ciddiye alın ve onları yenmesine ve kendi çözümünü bulmasına izin verin. Oğlunun canavarlardan korktuğunu öğrenen bir babanın yaklaşımı aşağıda verilmiştir.

  "Baba yatağa gidemiyorum. Çünkü odamda canavarlar gizleniyor".
Baba: "Gel bakalım belki canavarlarla arkadaş oluruz. Canavarlar ne yemekten hoşlanıyor biliyor musun?".
  "Belki tatlı, bisküvi seviyordur".
Baba: "Bu hoşlarına gidebilir. Gel canavarlara yemek koyalım. Canavarlara ne istediğini sor? Neden sormuyorsun?".
  "İnsanları korkutmak istiyor".
Baba: "Neden?"
  "Güçlü hissetmek için"
Baba: "Eğer onunla arkadaş olursan sana ne yapabilir?".
  "Beni koruyabilir."
Baba: "Bana iyi bir arkadaş olabilir gibi geliyor ya sana?".
  "Evet."

Bu diyalog sayesinde aileler, çocuğun duygularını ya da neye gereksinimi olduğunu öğrenmekte, çocuk artık canavarın kendisine fazla tesiri olmayacağını görerek daha pozitif düşünmektedir. En önemlisi de çocuğun canavara yansıttığı gücü kendine çevirmesidir.
6-Çocuğun Varlığını Kabul Etmek
Annelerin zaman zaman söylenmelerinin hatta jestlerle bile "keşke çocuk doğurmasaydım, o bir yük ve artık dayanamayacağım" diye ifade etmelerinin yanlış olduğu, özellikle bu gibi mesajlar sık sık tekrar edildiğinde çocuğun istenmediği ve kendisine değer verilmediği duygusuna kapılacakları uzmanlarca hatırlatılır. Bu durum özellikle evdeki yeni bebekle ilgili olmasına rağmen, annelerin bu yakınmaları uyumlu bir çocuğun bile istenmediğini düşünmesine neden olmaktadır. Böyle zamanlarda çocukların özel bir ilgiye ihtiyaçları vardır. Aileler yakınları tarafından desteklenmeli ve yaşantıdaki çocuğun varlığına değer verilmelidir.
7-Değerlendirecek Günlük Bir Şeyler Bulmak
Çocuklar kötü bir şey yaptıklarında ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da onaylanmak istemektedirler. Yaptıkları, hergün yapılan sıradan bir şey bile olsa, değerini artıran yaptıklarının onaylanmasıdır. Çocukların sevgi ve yeteneklerini onlara hatırlatan bazı etkinlikler aşağıda sıralanmıştır.
Disiplin içermeyen tüm ailecek yenen bir akşam yemeği. Herkes o gün birbiriyle başardıkları, öğrendikleri veya hissettikleri güzel şeyleri paylaşabilir. Örneğin; "Okula zamanında gittim" veya "Bir kurbağa buldum". Ebeveynler de bu etkinliğe katılarak çocuklarının başarılarını onayladıklarını gösterebilirler. Sorunları olan çocuklara bu arada "Bugün seni müthiş bir şey yaparken gördüm. Ayakkabını giydin ve bağcıklarını kendin bağladın." diyerek teşvik edilebilir.Yine yemekte, sırayla herkesle ilgilenilir ve diğerleri onun nesini sevdiğini, hoşlandığını ve takdir ettiğini söyleyebilir. Örneğin; "Senin öğrendiğin yeni şarkıyı çok seviyorum." veya "Bu sabah söylediklerin gerçekten beni etkiledi".Çocuğunuzun odasına, banyodaki aynaya veya beslenme çantasına ufak kağıtlara çizilmiş küçük resimler ya da yazılmış sevgi mesajları konulabilir.Çocuğunuzun yatağının baş ucuna onun yapmayı sevdiği bir etkinliği içeren (örneğin oyun oynadığı veya ata bindiği) ve ailenin topluca yer aldığı iki fotoğraf konulabilir. Böylece çocuk her gece becerikliliğini ve sevdiklerini hatırlayacaktır.
8-Çocukla Yalnız Vakit Geçirmek
Bir çok ebeveyn için zaman çok sınırlıdır. Bununla beraber uzmanlar her bir çocukla yalnız zaman geçirmenin çok önemli olduğunu belirtmektedirler. Bir pazar sabahı dışarıda kahvaltı edilebilir veya yemekten sonra parkta küçük bir yürüyüş yapılabilir. Zaman zaman onun seviyesine inip onun kuralları ve oyuncaklarıyla oynamak da yararlı olacaktır. Kardeşini kıskanan ve yeni doğan bebekten dolayı geri planda kalan çocuğunuzla yalnız zaman harcamak için çaba sarfetmelisiniz.
9-Çocuğun Bazı Şeyleri Kendisinin Yapmasına İzin Vermek
Ebeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri üzerlerine alarak onlara yardımcı olduklarını düşünürler. Bu yardım, "Sen bunu yapamazsın. Sen yeterince iyi değilsin" mesajlarını verebilir, ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır. Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye davet edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca çocuklara, problemlerini çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar da verilmelidir. Yardım istediklerinde, ilk olarak, o işin üstesinden gelebileceklerine onları inandırarak cesaretlendirmek gerekir. "Hadi bakalım, şu elbiseni kendin düğmeleyebilecek misin görelim?" denilebilir. Ya da direkt olmayan tavsiyelerde bulunulabilir. Örneğin "Baş parmağını ilikten geçirirsen, daha kolay düğmeleyebilirsin".
10-Çocuğun Özel Eşyalarına Saygı Göstermek
Anne-babalar, sıklıkla çocuklarına verdikleri oyuncakların ve kitapların kontrolünü elde tutarlar. Örneğin; bir eşyasının atılmasına, çocuktan çok ebeveynler karar verir. Çocuğunuzun o oyuncakla oynama çağının geçtiğini düşündüğünüz halde, çocuğun ona hala ve belki de yıllarca ihtiyacı olabilir. Bu nedenle eşyalarını atmadan önce ona sormalısınız.
11-Çocuğun Düşüncelerine Saygı Göstermek
Çocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun duygularının, gözlemlerinin ve algılayışının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır. Partiye giderken ne giyeceğinizi ya da öğle yemeğinde ne yapabileceğinizi ona sorabilirsiniz. Tabii her zaman çocuğunuzla aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama ona neden, onun görüşünden farklı bir karara vardığınızın sebeplerini açıklarsanız, düşüncelerinin tamamen faydasız olmadığını anlayabilecektir.
12-Çocuğun Yeteneklerini Kabul Etmek
Her yeni beceri ve başarı, onun yetenekli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Ne kadar küçük olursa olsun her başarısı kabul edilmeli ve ona başarılı olacağı şeyler bulunmalıdır. Ayrıca ebeveynler, onlardan bazı şeyleri kendilerine öğretmelerini isteyebilirler. Yeni bir bilgisayar oyunu oynamayı veya bir sihirbazlık numarasını öğretmesi istenebilir, buradaki mesaj açıktır: "Sen yeteneklisin." Bazı şeyleri yaparken onun yardımı istenebilir. Örneğin; akrabalara hediyeler hazırlarken fikri alınabilir ya da bir çalar saat yardımıyla sabah kendi kendine uyanabilmekte yeterli olduğu gösterilebilir. Çocuğunuzun notları çok kötü olmadıkça, onun başka başarılarının ve çabalarının olduğunu kabullenmesi sağlanabilir. Örneğin; matematikte zayıfsa, fakat ödevlerine özen gösteriyorsa ya da sizden özel yardım istiyorsa, onun çabaları dikkate alınmalıdır. Ayrıca, akademik başarısı iyi olmayan bir çocuğun, atletik ya da artistik başarısı iyi olabilir. Onu bu yeteneklerinden dolayı övmek ve cesaretlendirmek gerekmektedir.
13-Çocuğun Tercihlerine Saygı Göstermek
Çocuğun kendine olan saygısını artırmanın bir yolu da, onun tercihlerini ve duygularını kabul etmektir. Ebeveynler, çocukları için eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerebilirler. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarlarsa, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır.
14-Çocuklara Önemli Olanın Vücutları Olmadığını Öğretmek
Çocuklar büyürken, yüzlerindeki sivilcelerden veya çillerden rahatsız olmaktadırlar. Ebeveynler, onlara vücudun sadece bir paket olduğunu, gerçek hediyenin içeride olduğunu yani kişiliğin varlığını anlatmalıdırlar. Onların başlarına gelen bu tür problemlerin anlaşıldığı ve o yaşlarda başımıza geldiği, fakat bu tür şeylerin geçici ve kontrolümüz altında olduğu belirtilmelidir. Eğer çocukta kilo veya deri problemi varsa bile, onu nasıl görünürse görünsün sevdiğinizden emin olmasını sağlamalısınız. Eğer çocuk görünüşü ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsa ona yaşantısını değiştirmesini destekleyecek bir şekilde yardım önerilebilir. "Kilondan şikayet ediyor gibi bir halin var. Eğer ilgilenirsen, bu konuda yapabileceğin yeni bir şeyler duydum". Ama "Hayır, teşekkür ederim" cevabına da hazır olunmalıdır. Eğer kabul ederse, onu bir diyet ya da eksersiz programı takip etmesini sağlayarak destekleyebilirsiniz.
15-Çocuk İçine Kapanıksa Yardım Etmek
Çocukların bazı bozuk ya da sözel olarak rahatsız edici davranışları onların kendilerine saygıları hakkında ciddi mesajlar verebilir. Böyle zamanlarda ebeveynler, sevgiyi ve gerçekleri sunarak yardımcı olabilirler. Onları ciddi bir şekilde dinlemeli, ne demek istediklerini anlamalı ve sonra ne söylemek istediğinizi anlatmalısınız. Örneğin; çocuğunuz, "Ben çok aptalım, hiçbir şeyi doğru yapamıyorum" dediğinde, "Aptal olduğunu düşündüğünü biliyorum, ama seninle aynı görüşte değilim. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için daha çok zamana ihtiyacın var, ama biliyorum ki, sen de yeteneklisin. Hatırlasana, oyuncak kamyonunu nasıl da tamir etmiştin? Bu, yaratıcılığı gerektirir." diyerek cevap verebilirsiniz. Bazı ebeveynler, çocuğun güvenini tekrar kazanmasını sağlamak için kişilik özelliklerini kullanmada oldukça duyarlıyken bazıları da çok iyi bir dinleyicidirler. Tepki her ne olursa olsun, çocuk sevildiği ve yetenekli olduğu üzerinde durularak ikna edilmelidir.
16-Sevgiyi Fiziksel Olarak İfade Etmek
Ebeveynleri tarafından kucaklanma ve okşanma çocuklarda, kendine saygının gelişmesine yardım etmektedir. Çocuklar sözel olmayan davranışlara karşı çok duyarlıdırlar. Çocuklara "seni seviyorum" demekten çok sevgi, davranışlarla onları okşayarak belli edilmelidir.
17-Çocukla Göz Seviyesinde Konuşmak
Çocuklarla konuşurken, daima onlardan yüksekte olmamaya dikkat edilmelidir. Bu onun sadece kendini küçük hissetmesini sağlamakla kalmayacak aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasında büyük bir mesafe olduğuna inanmasına da yol açacaktır. Her zaman onunla konuşurken, yanına çömelerek ya da oturarak ya da onu sizin seviyenize çıkararak göz kontağı kurularak konuşulmalıdır. Bu daha yakın bir iletişimi sağlayacaktır.
18-Çelişkili Mesajlar Vermekten Sakınmak
Çelişkili mesajlar, ebeveynlerin sözleriyle başka, davranışlarıyla başka bir şeyi ifade ettiğinde ortaya çıkar. Örneğin; çocuğa, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan "seni seviyorum" demeniz ya da korktuğunda, gece yanınıza gelebileceğini söyleyip geldiğinde kızmanız onu çelişkiye düşürebilir. Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylememelisiniz. Çocuğa model olunmalı, ona söylediğinizi siz de yapmalısınız. Fikir birlikteliklerinizi ifade etmeli ve verdiğiniz sözleri tutmalısınız. İstekleriniz ve kurallarınız açık olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne düşündüğünüzü söylemelisiniz. Sözlerinizle vücut dilinizin birbirine uymasına dikkat etmelisiniz.
19-Duygularınızı Çocukla Paylaşmak
Ebeveynler, çocuklarıyla incinebilecekleri duygularını bile paylaştıklarında, onları kendi deneyimlerini ve duygularını kabul etmeye cesaretlendirmiş olacaklardır. Çocuklar, anne ve babalarının anılarını, eğlendikleri ve korktukları anları, nasıl karşılaştıklarını, çocukları olmasının nasıl bir şey olduğunu hikaye şekline getirdiklerinde anne ve babalarını daha yakından tanıyacaklardır. Aile hikayelerini çocuklarla paylaşma, kendi kökleriyle gurur duymalarını sağlayacaktır
20-Her Çocuğun Tek Olduğu Üzerine Odaklanmak
Çocuklar hakkında özel şeyleri ebeveynler keşfetmeli ve onlara söylemelidir. Böyle yaparak duyarlı, şiirsel olan çocuğa yaratıcı olma ve kendini dile getirme fırsatı; oldukça uzun boylu bir kız çocuğuna yeni spor dallarının kapısını açma, kariyer ve moda fırsatı verilebilir.
Çocuklarda kendine saygıyı geliştirme, üstesinden gelinemeyecek bir iş değildir. İki önemli parçası olduğu- sevgiyi ve yeteneğini hissettirme - akıldan çıkarılmamalıdır. Ve tabii ki, her iki duyguyu besleyecek şekilde davranılmalı ve konuşulmaya çalışılmalıdır. Ebeveynlerin mükemmel olamadıkları ve en iyisini yapamadıkları zamanlar vardır. Fakat en önemlisinin, bir çocuğun sevgiyi düzenli aralıklarla alması olduğu unutulmamalıdır.


Yrd.Doç.Dr. Çağlayan DİNÇER

Gazi Üniversitesi Mesleki Yaygın Eğitim Fakültesi
Çocuk Gelişimi Yaygın Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

DUYGUSAL AÇIDAN YETERLİ ANNE-BABALAR

Salı, Nisan 29, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI

Duygusal açıdan yeterli anne-babalar, çocuklarının duygularına değer verir ve duygularını anlamaya çalışırlar. Çocukları empati kurarak dinler, onların hislerini olduğu gibi kabul eder ve onları anlayışla karşılarlar. Çocuklara, yaşadıkları olaylar karşısında uygun davranışların ne olduğunu öğretir ve onlara seçme hakkı verirler. Bu durumda çocuklar kendi hislerine güvenmeyi, duygularını kontrol edebilmeyi ve günlük sorunlara çözüm bulmayı öğrenirler. Özgüvenleri yüksek olur, derslerinde başarılı olurlar ve arkadaşlarıyla iyi anlaşırlar. Buna karşılık, duygusal açıdan yetersiz anne ve babalar üç grupta toplanabilir:

1. Hisleri tamamen göz ardı eden anne-babalar, çocuklarının duygusal sıkıntılarını ıvır zıvır ya da dert kaynağı olarak değerlendirerek,
kendiliğinden geçmesini beklemeleri gerektiğine inanırlar. Duygusal anları, çocuğa yakınlaşmak ya da onun duygusal yeterlilik konusunda bir şeyler öğrenmesine yardımcı olmak için bir fırsat olarak kullanmayı beceremezler.

2. Fazlasıyla serbest bırakan anne-babalar, çocuğun ne hissettiğinin farkındadırlar. Ancak çocuk içindeki duygusal fırtınayla nasıl baş ederse etsin, hatta isterse başkalarından yardım istesin, yaptığı hiçbir şeye karışmazlar. Çocuğun hislerini göz ardı eden tiplerde olduğu gibi, bu anne-babalar da çocuklarına alternatif bir duygusal tepki öğretmeye
ender olarak kalkışırlar. Tüm rahatsızlıklarını yatıştırmaya çalışırlar. Örneğin, üzüntüsünü ya da öfkesini geçirmek için pazarlığa ya da rüşvete başvururlar.

3. Çocuğu azarlayıp, hislerine saygı göstermeyen anne-babalar, genellikle çocuğun yaptığı hiçbir şeyi onaylamaz, onu sert bir şekilde
eleştirir ve cezalandırırlar. Örneğin, çocuğun öfkesini belli etmesine hiçbir şekilde izin vermeyip en ufak bir huysuzluk belirtisinde bile cezalandırmaya yönelirler. Bunlar, çocuk bir şeyi kendi açısından
anlatmaya başladığı zaman, "Sakın bana karşılık verme!" diye öfkeyle bağıran anne-babalardır.

Bir de, çocuğun sıkıntısını bahane ederek, duygusal anlamda akıl hocası gibi davranan anne-babalar vardır. Çocuklarının hislerini, neden huzursuz olduklarını iyice anlamaya çalışacak kadar ciddiye alıp ("Ali'ye seni kırdığı için mi kızgınsın?") kendisini yatıştıracak olumlu yollar bulmasına yardımcı olurlar ("Ona vurmak yerine, bir oyuncak bulup tekrar onunla oynamak isteyinceye kadar kendi başına oynasan?").

Duygusal açıdan yetersiz anne babaların çocuklarına yaklaşım tarzları, çocuklara hislerinin yanlış, uygunsuz ve geçersiz olduğunu düşündürür. Duygularına karşılık alamayan çocuklar, duygularını idare etmekte,
konsantre olmakta ve arkadaşlık kurmakta ya da başkalarıyla anlaşmakta zorluk çekerler.

Anne-babaların duygusal açıdan yeterli olabilmeleri için, önce kendi duygusal zekalarının basit temellerini çok iyi kavramaları gerekir. Örneğin, bir çocuk için temel duygusal derslerden biri, hislerin
birbirinden nasıl ayırt edileceğidir; sözgelimi, kendi üzüntüsünü yeterince anlayamayan bir baba, bir kaybın ardından kederlenmek, acıklı bir film izlerken hüzünlenmek ve değer verdiği birine kötü bir şey
olduğunda üzülmek gibi duyguları oğlunun ayırt etmesine yardımcı olamaz. Bu ayırt etme olgusunun ötesinde, örneğin öfkenin çoğu zaman ilk önce bir kırgınlıktan kaynaklanması gibi, daha karmaşık içgörüler vardır.

Çocuklar büyüdükçe, almaya hazır oldukları ve ihtiyaç duydukları belirli duygusal derslerde bir değişme olur. Empati dersleri, anne-babanın yavrularının hisleriyle ahenk kurmasıyla birlikte bebeklikte başlar. Bazı duygusal beceriler yıllar geçtikçe arkadaşlıklarla bilense de, duygusal açıdan yeterli olan anne-babalar, çocuklarının duygusal zekanın şu
temel unsurlarını tek tek öğrenmelerine yardımcı olabilirler:

Duygularını tanımak (özbilinç),
Duygularını yönetmek(özyönetim),
Kendilerini bir konuda motive edebilmek (özmotivasyon),
Empati gösterebilmek,
İlişkilerini yönetebilmek (sosyal beceriler).

Bu tür ebeveynliğin çocuklar üzerindeki etkisi olağanüstü kapsamlıdır. Washington Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, hisleriyle yeterince başa çıkamayanlara kıyasla, duygusal becerileri gelişmiş olan anne-babaların çocuklarının -tahmin edileceği gibi- onlarla daha iyi geçindiklerini, onlara daha fazla sevgi gösterdiklerini ve onların yanındayken daha az gergin olduklarını bulgulamıştır. Bunun da
ötesinde, bu çocuklar kendi duygularıyla da daha iyi başa çıkabilir, huzursuz olduklarında kendilerini daha etkili bir şekilde yatıştırır ve daha ender huzursuz olurlar. Biyolojik açıdan daha az gergindirler; çünkü stres hormonlarının ve duygusal uyarılmanın diğer fizyolojik belirtileri de daha düşük düzeydedir.

Diğer üstünlükleri sosyal niteliklidir: Bu çocuklar arkadaşları arasında daha popülerdir, daha çok sevilirler. Öğretmenleri onları sosyal açıdan daha yetenekli bulur. Ebeveynleri ve öğretmenleri, bu çocuklarda
kabalık ya da saldırganlık gibi davranış sorunlarına daha ender rastlar.

Son olarak da bilişsel yararları vardır: Bu çocuklar, daha iyi dikkat gösterebildikleri için daha etkili öğrencidirler. Anne-babaları duygusal açıdan yeterli olan beş yaşındaki çocukların, üçüncü sınıfa geçtiklerinde, matematik ve okumada, aynı IQ'ya sahip arkadaşlarına göre daha yüksek başarı puanları elde ettikleri görülür (bu da çocukların hayata olduğu kadar öğrenmeye de hazırlanmalarına yardımcı olmak için onlara duygusal becerileri öğretmenin yararını gösteren sağlam bir gerekçedir). Duygusal beceriler açısından ustalaşmış olan anne-babaların çocuklarının kazanımı, duygusal zeka
yelpazesinin tamamını kapsayan ve aşan bir dizi şaşırtıcı üstünlüktür.

ABD Ulusal Klinik Bebek Programları Merkezi'nin bir raporu, çocuğun okulda göstereceği başarıyı tahmin ederken belirleyici olanın bilgi dağarcığı ya da okuma yeteneğinin erken gelişmesinden çok, duygusal ve sosyal ölçümleri olduğunu gösteriyor. Kendinden emin olması ve ilgi göstermesi, kendisinden nasıl bir davranış beklenildiğini ve yanlış davranma dürtüsüne nasıl hakim olacağını bilmesi, bekleyebilmesi, verilen talimata uyabilmesi ve öğretmenlerinden yardım isteyebilmesi, diğer çocuklarla iyi geçinirken ihtiyaçlarını da ifade edebilmesi.

Rapora göre, okulda başarısız olan çocukların hemen hemen tümü (ayrıca öğrenme güçlüğü gibi bilişsel zorlukları olsa da, olmasa da) duygusal zekanın bu öğelerinden bir ya da birkaçından yoksundur. Bu sorun küçümsenemeyecek kadar büyüktür; bazı eyaletlerde beş
çocuktan biri ilk sınıfı tekrar etmek zorunda kalıyor ve yıllar geçip arkadaşlarından geri kaldıkça, cesareti daha da kırılıp küskün ve huysuz oluyor.

Bir çocuğun okula hazır olması, nasıl öğreneceği ile ilişkilidir. Raporda, bu çok önemli yeteneğin, her biri duygusal zekayla ilgili olan yedi anahtar öğesi sıralanmaktadır:

Güven: Kişinin kendi bedeni, davranışı ve dünyası üzerinde bir denetim ve egemenlik kurduğunu bilmesi; çocuğun, başarı olasılığının daha yüksek olduğuna ve yetişkinlerin kendisine yardımcıolacağına inancı.
Merak: Bir şeyleri keşfetmenin olumlu ve keyif veren bir deneyim olduğu hissi.
Amaç gütme: Bir etki yaratma arzusu ve yeteneğiyle birlikte, bunu hayata geçirmek için sebat etme. Bu, etkililik ve yeterlilik hisleriyle ilişkilidir.

Özdenetim: Yaşına uygun bir biçimde kendi hareketlerini ayarlayıp kontrol edebilme; içsel bir deneyim hissi.
İlişki kurabilme: Diğerleri tarafından anlaşıldığı ve diğerlerini anladığını hissederek başkalarıyla temasa geçebilme.
İletişim yeteneği: Sözel olarak fikir, his ve kavram alışverişinde bulunma.
İşbirliği yapabilme: Bir grup faaliyeti içinde, kendi ihtiyaçlarıyla başkalarınınkini dengede tutma yeteneği.

Bir çocuğun, anaokulunun ilk gününde bu yeteneklerle donanmış olup olmadığı, anne-babasının ve okul öncesi öğretmenlerinin, eğitime onun kafasından başlamak yerine ne ölçüde kalbinden başladıklarına bağlıdır.

Daniel Goleman'dan çeviri

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Amaç, çocuğun her şeyinin mükemmel olması değil, onun özgüven, ö

Salı, Nisan 29, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI

''Büyükler çocuğun kendi deneyimlerinden yararlanmasını ister ama bu istek çocuklar için geçerli değildir. Çocuklar kendi yollarından öğrenirler, doğru biçimleri yanlış biçimleri deneye deneye bulurlar, hedefe daha yakın demek de istediklerine göre değişir. Biz büyüklerin temel yanlışlarından birisi de “çocukların bizden öğrenmek zorunda olduklarıdır.”

Amerika'yı yeniden keşfetmek deyimini, bilinen bir işi yeniden öğrenmeye çalışıp zaman kaybetmek anlamında kulanırız. Deyim hem eleştiriyi hem de öneriyi kapsar. İşte bu deyim çocuklar için geçerli değildir. Her çocuk Amerika'yı yeniden keşfetmek zorundadır. "Bak bunu benden önce keşfemişler, ben bunu öğrenmeyim de yeni keşiflere bakayım" demez. Onun için de çocuk davranışındaki şu iki ilkeyi önemle öğrenmeliyiz:.

* Her çocuk dünyayı yeniden keşfeder.
* Her çocuk dünyayı kendisi için yeniden keşfeder.

Çocuk gelişiminin temeli de bu iki ilkede gizlidir. Biz büyüklerin çocuk gelişiminde anlayamadığımız da budur. Her büyük, çocuğun kendi deneyimlerinden yararlamasını ister ve çocuğun bu deneyimlerin üzerine kendi deneyimlerini eklemesini, böylece "hayatı daha kısa yoldan, daha doğru biçimde, hedefe daha yakın öğrenmesini” kolaylaştırmaya çalışır. Oysa, büyüklerin bu istekleri, bu doğrultuda çalışmaları çocuklar için “anlamlı” değildir.Çocuklar için "kısa yol” yoktur, "doğru biçim” araştırılmalıdır, hedefe daha yakın olmak belirsiz bir şeydir.

Çocuklar "kendi yollarından” öğrenirler, doğru biçimleri, yanlış biçimleri deneye deneye bulurlar, ‘hedefe daha yakın’ demek de, istediklerine göre değişir. Biz büyüklerin temel yanlışlarından birisi de ‘çocukların bizden öğrenmek zorunda oldukları'dır. Elbete çocuklar bizden pek çok şey öğrenirler, biz öğretmek istemesek de öğrenirler, ama asıl biz çocuklardan çok şey öğrenebiliriz ve öğrenmeliyiz. Çocuk düşüncesinin henüz kalıplara otumamış yaratıcılığı, çocuk duygularının baskılanmamış doğallığı, çocuk davranışlarının içtenliği biz büyüklere “erişkin olmaya çalışırken neleri kaybettiğimizi” düşündürmelidir.

Paulo Coelho, "Ben yolumu kaybettiğimde bir çocuğun gözlerine bakarım" der. Çünkü bir çocuğun yetişkinlere öğretebileceği üç şey vardır: Nedensiz mutlu olmaları, her zaman kendilerini meşgul edecek birşey bulmaları ve elde etmek için var güçleri ile dayatmaları.

Günümüzde "bir çocuk büyütmek" yeni bir anlam kazandı. Artık ";dünyaya bir çocuk getirmek” bir dizi sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Bebeği sağlıklı büyütmek, doğduğu anda başladığı kabul edilen eğitimini doğru yapmak, düşünsel gücünü, zekasını geliştirmek, duygularını geliştirmek, örselememek, doğru zamanda sosyalleşmesini sağlamak, ileriki yaşlarına doğru hazırlamak, hayat için gerekli donanımı hazırlamak. Anneler ve babalar eskisine göre çok daha farklı bir anlayışla ”Çocuk Gelişimine” önem veriyorlar, kitaplar okuyorlar, programlar izliyor, toplantılara katılıyorlar. Ama anlayış değişikliği yeterli oluyor mu? Alışkanlıklar ne denli etkisini sürdürüyor? Davranışlar değişiyor mu? Beklentilerimiz nedir ve çocuklarımızdan neler bekliyoruz?

Büyüklerin beklentileri...

Bugünlerde televizyonlarda gösterilen bir banka reklamı var. İki erkek çocuğu, iki kardeş, evin deposunda buldukları tahtalarla bir oyuncak at yapmaya girişiyorlar. Biri 8-9, kardeşi 6-7 yaşlarında iki afacan. Planlar yapıyorlar, ölçüp biçiyorlar sonra da kendi bildikleriyle oyuncak atı yapıp üzerine biniyorlar. İleri geri dehleyip dururken uyduruk at yıkılıyor, iki kafadar düşüyorlar. Bu durumu uzaktan izleyen dedeleri gülümsüyor. Ertesi gün yataklarından kalkan iki kardeş, bahçede yeni bir tahta at görüyorlar. Dedeleri onlara güzel tahtalardan yeni bir at yapmış, boyamış, onlar da heyecanla bahçeye koşup ata binip sallanmaya başlıyorlar. Reklamın amacı, bir bankanın da buradaki dede gibi insanları yalnız bırakmayıp ”dostça yardım”da bulunacağı.

Reklamdaki ana düşünce büyüklerin çocuklara bakışını çok güzel yansıtıyor. Çocukların yapamadığını büyükler yapar, onlara sunarlar. Ama çocukların yetişmesi açısından reklamdaki düşünce çok yanlış. Çocuklar kendi yaptıkları attan çok daha zevk alır, yıkılan atın yerine yenisini yapmaya çalışırlar. Dedenin yapması gereken de onlar uyurken onlara at yapmak değil, çocukları yeni bir at yapmaya teşvik etmek, bunu yaparken de küçük yardımlarla yol göstermek olmalıdır. Çocukların yapıcılığı böyle desteklenecek, özgüveni böyle kazandırılacaktır. Çocuklar kendileri yaparak, deneye deneye yaparak hem hayatı öğrenecek, hem neler yapabileceğini öğrenecek, hem de başarısız kalmanın nedenleri üzerinde düşünmeye başlayacaktır. Çocuklara at yapmayı değil de başkalarının yaptığı ata binmeyi öğrettiğimiz zaman, ileride de hep başkalarından bekleyen, hazıra konmaya alışmış erişkinler yetiştiriyoruz.demektir.

Büyüklerin çocuklarından bekledikleri de, onların hayatları üzerinden kendilerine sağlanacak gurur payıdır. ”Çocukların başarısı” adı altında beklenen, ”en zeki çocuk olmak”,"üstün zekalı olmak”, ”en başarılı öğrenci olmak”, "grubunun lideri olmak”, "parlak öğrenci olmak” artık günümüzün rekabetçi yaşama otramının yeni öğretisidir. "Daha..ve en..kültürü" dediğim bu yeni kültür, tüketim toplumunun, insanları ancak başkalarından "daha üstün” ve “en başarılı” olduğu zaman ödüllendiren yaygın öğretisidir. Bu kültür insanları o denli korkutmaktadır ki, hırslı, rekabetçi ve saldırgan olmayan çocukların anne ve babaları “yoksa benim çocuğum pısırık olup, hayatta başarısız mı kalacak?” diye kaygı duymakta, çocuğunun paylaşımcı, verici ve eşitlikçi davranışlarından rahatsız olmaktadır.

Sosyo-ekonomik düzeyi düşük aileler, çocuklarının kendilerinden daha iyi bir hayat sürebilmesi için onların okuyup adam olmalarını isterken, bu düzeyi ortanın üstünde ya da yüksek aileler de çocuklarının bu yeni hırslı rekabet dünyasında nasıl bir donanımla başarılı olabileceklerini kaygıyla düşünmektedirler. Her iki kesimde de çocuklarının özgün yapıları, özgün yetenekleri, özgün ilgi alanları göz ardı edilmekte, çocuğun nasıl mutlu olabileceği konusu ise dile getirilmekten bile kaçınılan bir soru olarak bilinmeyen bir yerlere gönderilmektedir. Böylece çocuk anne babalarının beklentileri, rekabetçi ve gelecek korkusu yaşanan bir sosyal ortamda "çocuğu böyle bir dünyaya hazırlamak” öğretisiyle biçimlenmektedir.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu durumdan sorumlu olanlar anneler ve babalar değil, onları da bu rekabete ve korku duymaya yönelten sistemdir. Sistem, küreselleşen dünyadaki başarıyı hırslı bir rekabete, daha çok tüketmeye koşullandırmakta, insanları da bu koşullara ayak uydurmaya zorlamaktadır.

Eğitimde gerekenler

Ancak,anne ve babaların yapması gereken, bu koşullara teslim olmak değil, tersine bu koşulları insancıl bir dünya için değişmeye zorlayacak tutumları benimsemek ve hayata geçirmektir. Onun için de 0-6 yaş arası çocukların eğitiminde çocukların dünyayı kendileri için keşfetmelerine yardımcı olunmalıdır. Çocukların isteme, öğrenme, yapma, deneme, yanılma, yeniden deneme, tanıma, bilme, sorma, gülme, oynama, konuşma, yeme, uyuma istekleri odak yapılarak gelişmelerine yardımcı olunmalıdır. Çocuklar dünyaya büyümek ve gelişmek için gelmişlerdir. Bizim yapmamız gereken onların bu güdülerini anlamak, keşfetmek ve onlara yardımcı olmaktır. Büyükler çocukları yönetmekten vazgeçmeli, onların kendilerini yönetmelerini desteklemelidirler.

Çocukların motor alanda, duyular alanında (görme, duyma, dokunma, koklama, tatma), bilişsel alanda, dil alanında, kişilik alanında, sosyal ilişkiler ve iletişim alanında gelişmesi için ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ve neden öyle yapılacağı bilinmelidir.

Çocuğun yapması gereken her şeyi nasıl yapacağı çocuğa öğretilmeli, yapabildiği her şey ona bırakılmalıdır. Amaç, çocuğun her şeyinin mükemmel olması değil, onun özgüven, özdeğer ve özsaygı kazanmasıdır. Ama bunun yolu, yordamı nedir?''DERLEMELER

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ÇOCUKLARDA EMPATİYİ GELİŞTİRMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Cuma, Nisan 25, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI

''Duygusal zekanın başlıca göstergelerinden biri olan empati, (empati = kendisini başkalarının yerine koyma, karşısındakini anlama ve bunu karşıdakine iletme) okulumuzda, rol alma, duyguları tanıma, davranışların sonuçlarını tartışma ve müzik eğitimi gibi çeşitli faaliyet ve yaklaşımlarla her çocukta geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak, veliler, çocuğun 1. derecede örnek aldığı kişiler olduklarından, bu gelişimin aile tarafından da desteklenmesi çok önemli.

Bilim çevrelerinin görüşüne göre empatinin gelişimi model alma yoluyla gerçekleşiyor. Empati sahibi çocuklar ise, ileride mutlu ve sorumlu yetişkinler oluyorlar, kişiler arası zeka yetenekleri de gelişmiş oluyor. Özellikle erkek çocuklarında empati seviyesi yükseldikçe saldırganlık seviyesi düşüyor. Araştırmalar çocuklar arasında bu yetenekte bir iki yaştan itibaren farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. Fakat yaşla birlikte empati seviyesi de yükseliyor.

 

Genel olarak kızlarda bu yetenek erkeklere oranla daha yüksek olmaktadır.

Empati çocuğumuza verebileceğimiz en iyi armağandır; çünkü çevresindeki kişilerde iyi ve pozitif olanı görmesini sağlar. Ayrıca çocukların içsel güç oluşturmalarına, dış şartlardan fazla etkilenmeden doğru seçimler yapmalarına yardım eder.

Matematik ve soyut düşünce yeteneklerinden farklı olarak empati teorik olarak öğretilemez; çocuk için önemli olan kişileri taklit etmesi yoluyla öğrenilir. Dolayısıyla büyükler bu konuda öncelikle örnek olmalıdırlar, çünkü çocuklara söylediklerimizden çok, onları, yaptıklarımız, yani davranışlarımız etkiler. Bunun sebebi çocuğunuzun sizi mükemmel bulması ve sizin gibi olmak istemesidir.

Çocuklar sadece acı çekenlere karşı sempati duymamalı, başarılı olanlarla da mutluluğu paylaşmayı bilmeliler. Hem kendilerinin hem başkalarının duygularını anlayabilmeliler. Çocuklara empatiyi öğretmenin birçok yolu var. Bunlara göz gezdirip hangilerini ne kadar yaptığımızı ve neler yapabileceğimizi düşünelim.

Onlara hikayeler okuyup şu tür sorular sorabilirsiniz : “Sence bu çocuk ne hissediyor?” “Arkadaşına yardım etmek için ne yapabilir?” Aynı şeyi film seyrederken, reklam aralarında da yapabiliriz. Böylece çocuğumuzu televizyonu pasif izlemekten de aktif izlemeye yöneltmiş oluruz. Çocuklar kavga ettiğinde hemen atılıp sorunu çözmek yerine bu olayda empati uygulama olanağı bulabilir, her bir çocuğa olanlar hakkındaki hislerini söyletebiliriz.

 

Evde evcil hayvanların bulunması empati gelişimine katkı sağlıyor. Bu, çocuğa sevmek ve sevilmek için eşsiz bir deneyim sunar. Hayvanların ruh halini ve onları mutlu etmek için beslemeyi öğrenir. Size düşen görev ise hayvana zarar vermemesi için onu önceden bilgilendirmektir. Sağlık problemi yüzünden kedi köpek edinemediğiniz taktirde en azından çocuğunuzun bahçedeki, sokaktaki kuşları doyurmasını sağlayabilirsiniz. Hayvanları sevmeyi, korumayı ve beslemeyi öğrenen çocuklar bu pozitif davranışı ve duygularını yaşamlarına da aktarmaktalar. Öte yandan hayvanlara kötü davranan çocuklarla derhal özel olarak ilgilenilmesi gerekir; çünkü bu, gelecekteki olumsuz davranışların bir göstergesidir.

 

 Ne kadar yüklü bir günlük programınız olsa da çocuğunuzu günlük yaşamda küçük yardımlara yöneltebilirsiniz. Yaşlı bir komşuya, aç bir hayvana yardım ederek ona, başkalarına iyilik yapmanın zevkini tattırın. Müzik eğitimi alan çocuklar almayanlara oranla daha yüksek empati düzeyine sahip olmaktalar. Yemekte ailenin her ferdi o gün başkaları için yaptığı veya başkalarının kendisine yaptığı bir iyiliği, yardımı anlatabilir. Çocuğumuzun, davranışının ardında yatan sebepleri analiz etmesine yardımcı olmalıyız. Davranışı uzun vadede kendisine olumlu sonuçlar getirecek mi? Başkalarına zarar değil de yarar sağlıyor mu? Çocuğunuz sevmediği, anlaşamadığı insanlarla karşılaştığında ona o kişilerde küçük de olsa pozitif olan şeyleri bulmasına yardım edin. Bunu başaramazsa, gözlerini kapatıp onu küçük şirin bir bebekken hayal etmesini söyleyin; veya kendisini onların yerine koymasını isteyin. Kızgın olduğumuzda genellikle hatalı olarak, karşımızdakinin amacının bize zarar vermek olduğunu düşünürüz.

 

Halbuki amacı gerçekte göründüğü kadar kötü değildir. Çocuğumuza o kişinin davranışının ardında yatan iyi niyeti gösterirsek, anlayışını artırır ve gerçek empatiye ulaşmasını sağlarız. Siz empati gösterirken yaptığınız içsel konuşmayı çocuğunuzun duyacağı şekilde yüksek sesle yapın. Örneğin : “Baban işten döndüğünde ne kadar yorgun görünüyor. Eminim biri ona terliklerini ve gazetesini verse çok daha mutlu olur”. Daha sonra da davranışının sonucunu göstermek için “Sen yardım edince babanın ne kadar mutlu olduğunu gördün mü? Şimdi sevildiğini daha çok hissediyordur” diyebilirsiniz. İçsel konuşmaların etkisi çok güçlüdür.

 

Çocuğumuzu başkalarını suçlamak yerine anlamaya ve savunmaya geçmek yerine mantığını kullanmaya yöneltir. “Ben” mesajları açık ve güçlü etkili mesajlar vermek açısından yararlıdır. Örneğin : “Lütfen şu an ne hissettiğimi anlamaya çalış. Birisi yeni temizlediğim halıların üzerine çamurlu ayakkabılarla bastığında çok üzülüyorum” Böylece çocuğumuz bizi neyin üzdüğünü, kızdırdığını anlayıp işlerin daha iyi gitmesine yardım edebilir.

 Başkalarını eleştirmemiz çocuğumuza herkesin eksik yönlerinin olduğu, bizim ise mükemmel olduğumuz mesajını verir. Sonuçta çocuk suçlamayı ve diğerlerinin hatalarına empatiyle yaklaşmak yerine olumsuz tepkiler vermeyi öğrenir. Açıklamalar çocuğa istediğinizi yaptırmada çok yardımcı olur. Örneğin : “Teyzen hastanedeki büyükanneni her gün ziyaret ediyor ve çok yoruluyor.

Lütfen daha sessiz oynar mısın? O da biraz dinlensin.” diyebilirsiniz. Düşünceli davranışlarını beğendiğinizi belirtin. Güzel davranışlarının pozitif bir fark yarattığını bilsin. Örneğin : “Oyuncak arabanı arkadaşınla paylaştığın için çok sevindim. Bak ne kadar seviyor onunla oynamayı.” Günlük işlere yardım etmesi istenen çocuklar başkalarına da söylenmeden yardım ediyorlar. Hasta kardeşine su vermesi, büyükannesine geçmiş olsun kartı göndermesi, çarşı dönüşü paket taşımaya yardım etmesi gibi aile içerisinde yapacağı günlük hizmet ve yardımlar bu yeteneğin gelişmesine büyük katkı sağlar. Bağırıp kızmak yerine çocuğun, yaptıklarının farkına varmasını sağlamalıyız. “Şu an doğru bir seçim mi yapıyorsun?” sorusu onu düşünmeye sevk edecektir. Çocuğumuza empatiyi öğretmek için dinlemeyi bilmemiz gerekir.

 

 Konferans vermek, yargılamak, suçlamak yerine yönlendirici sorularla dinlememiz tabii ki iki taraf için de daha iyi sonuçlar getirecektir. Şunu düşünmeliyiz : Çocuğumuzla konuştuğumuz şekilde biri bizimle konuşsa ne hissederdik? Biz nasıl görünmek istiyoruz? Örneğin : “ Ne kadar kolay, niye yapamıyorsun şunu?” demek yerine “Matematik ödevlerinde sıkıntı çektiğini biliyorum. Birçok çocuk aynı durumda. Belki ne yapabileceğimizi beraber düşünebiliriz...” diyebilirsiniz. Çocuklarımızın başkalarının onayını ve kabul edilmeyi amaçlayan davranışlarda bulunmak yerine bağımsız ve doğru seçimler yapmaları yine empati seviyelerine bağlıdır. Bencillik kişinin kendi çıkarları doğrultusunda davranmasıdır. Aslında uzun vadede gerçek çıkar, iyi ahlaklı olmaktır.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Cuma, Nisan 25, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI

 

 

''MÜKEMMELİYETÇİLİK

 

Çocuklarımızın mükemmeliyetçi olmaları gereksiz yere strese girmelerine, hem kendilerinden, hem de başkalarından çok fazla şey beklemelerine, kendilerine göre yanlış olan davranış ve tutumlara tahammül edememelerine sebep olur. Sonuç, hoşgörü eksikliği ve aşırı stresin, kendini sürekli beğendirme bağımlılığının ve her zaman doğru olanı yapma çabasının getirdiği bir tatminsizlik ve memnuniyetsizlik, kendini ve başkalarını sürekli eleştirme alışkanlığıdır.

Çocuğumuzu böyle sıkıntılardan korumak için, öncelikle anne-baba olarak bizim kendi tutum ve davranışımızı gözden geçirmemiz gerekir. Biz ne kadar mükemmeliyetçi isek, çocuğumuza da bunu yansıtır, ona da aynı davranış ve tutumu öğretmiş oluruz. Çünkü çocuk öncelikle ailesini model alır.

Mükemmeliyetçi aileler çocuğundan hep en iyisini beklerler. Sınıfında birinci olmalı, en iyi o konuşmalı, örnek öğrenci,lider olmalıdır. Böylece ailesini zaten memnun etmek isteyen çocuk için, ailenin bu beklentisi sürekli bir baskı durumuna gelir. Öyle ki çocuk, adeta hata yapmaktan korkan, ürkek biri olur, kuralları ihlal etmekten korkar, kendini arkadaşlarından tamamen farklı hissetmeye başlar. Ayrıca çocuk anne-babaya her yapacağı şey için bağımlı hale gelip, sürekli onay arar, bağımsız ve atılgan bir davranışta bulunamaz hale gelir. Her yapacağı şey için izin ister, bir şeye elini attığında tereddüt eder, büyüklerinin gözlerine bakar, ve sonunda kendiliğinden bir işe girişemez. Bu ailelerde çocuk hep tertemiz olmalı, üzerini hiç kirletmemeli, kendileri gibi iyi aile çocuklarıyla oynamalıdır; kısacası çocuğun kapasitesinin üstünde birçok şey ondan beklenir. En eğlenceli geçebilecek anlar bile kurallar yüzünden tatsız hale gelir. Yaşam bu çocuklar için, dışarıdan bakanlara göre, tam bir işkencedir.

Bu çocuklar okulda neşeli olmak yerine, sürekli endişe ve ürkeklik yaşar, arkadaşları koşar, güler, oynarken; onlar ürkek, mızmız, sürekli ne yapması gerektiğini düşünen, hayatı kaçıran çocuklardır. Her şey onlar için siyah ya da beyazdır, diğer renkler yoktur. Her şey ya iyidir, ya kötüdür. Hayatlarında esnekliğe yer yoktur. Kendini çok fazla diğerleriyle karşılaştırırlar. Onlar için not öğrenmekten çok daha önemlidir. Kontrollerini kaybetmekten aşırı korkar, başarı her şeyin önündedir. Çünkü onaylanmama korkusuyla yaşarlar.

Anne-baba daima çocuğun başardığından daha iyisini beklerler. Notu kırıkken orta alır, ama çocuk yine eleştirilir, veya daha iyisini alması gerektiği mesajı verilir. Doyumsuz anne-baba, doyumsuz çocuk yaratır. Çocuğa devamlı yetersizlik hissi verilir. Çocuk böylece sevgi ve nefret hislerini aynı anda hisseder, kendi içerisinde çatışma yaşar. Aşağılık duygusu geliştirir. İleride hep en üstün olmak isteyecek, öyle olsa da hiç bir zaman kendini yeterli hissedemeyecektir. Bu çocuklar arkadaş edinmede de güçlük yaşarlar. Güvensiz ve stresli olacaklarından, kimse onlarla istediği gibi bir arkadaşlık kuramaz ve çocuk böylece yalnızlığı da yaşar.

ANNE BABANIN BU KONUDA YAPABİLECEKLERİ :

Anne – Baba öncelikle, her konuda olduğu gibi, bu konuda da çocuğa örnek olmalı. Hataların hoş karşılandığı, - tabii bu hataların boşverildiği anlamında değil-, destekleyerek çocuğun hatalarını düzeltmesine olanak sunulduğu bir ortam yaratmalı, kendileri de kendi hatalarına daha hoşgörü ile yaklaşan kişiler olmalı ki çocuk aynı davranışı gösterebilsin.

Bune veliler en iyi, çocukla oyun oynarken başarabilirler. Oyunda sonuca değil, yani kimin kazandığına, başarıya değil de eğlenceye odaklanarak çocuklarına iyi örnek olabilirler.

Arkadaş seçimi konusunda onların görüşüne hak tanıyarak, kendi seçimlerini kendilerinin yapmalarına olanak verilen çocuklar kendilerine daha fazla güvenirler. Günlük hayatta birçok seçim yapmalarına da aynı şekilde fırsat yaratılabilir.

Çocukça davranışlar yasaklanmamalı, onun daha çocuk olduğu hatırlanmalıdır. Eğer çocuktan büyük gibi davranmasını beklerseniz daha sonra karşınızda bacak bacak üzerine atıp tam bir büyük gibi davranabilir ki, bu da sizi üzebilir.

Onun olumsuzdan ziyade olumlu davranışları üzerinde durmak, benlik saygısı açısından çok önemlidir. Çocuk neyi iyi yaptığını bilirse, bunu yapmayı zaten kendiliğinden isteyecektir. İleride de uyumlu bir kişilik geliştirecek, sorumluluk alabilecek ve atılgan davranış sergileyecektir.

Korku ve kaygılar yaşadığında onunla duyguları hakkında konuşup, kabul edici bir tavırla onu anladığınızı göstererek sorunlarla daha güvenle ve kolay başa çıkmasında yardımcı olabilirsiniz.

Çocuğunuza her zaman korku ve kaygı yerine sevgi ile yaklaşmak olumlu sonucu getirecektir.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

PARMAK EMME

Salı, Nisan 22, 2007 -Kategori: HAMILE-BEBEK-COCUK-TAKVIMI

 

''Doğumdan sonra ilk 3-4 ayda normal olarak bir çocuğun yeme içmesi için tek yol
emme faaliyetidir. Bir yaşına kadar emme beslenmede esas yoldur. Çocukların emme
faaliyetinden büyük ölçüde zevk aldıkları görülüyor. Çocukların bir çoğu
beslenmedeki emme faaliyetinin yeterince doygunluk aldıkları görülmektedir. Ağız
hayat süresince haz kaynağıdır. Bu faaliyet erken çocuklukta emme, sakız
çiğnemek, tırnak ısırmak gençlikte sigara içmek, öpmek ve hafif ısırma şeklinde
olmaktadır.

 

Çocukların emme faaliyetinden belli şekilde ve derecede hoşlandıklarını
söylemiştik. Emme yoluyla anne ve çocuk arasında duyusal bir bağ kurulmakta,
çocuk anne ile daha yakın olmakta ve karın doymaktadır. Karnının doyması çocuk
için dengeli ve sağlıklı büyümesi, gelişebilmesi için ne kadar önemli ise anne
ile kurulan bu yakın ilişki çocuğun ruh sağlığı içinde çok önemli faaliyettir.
Çocukların 1 yaşına kadar parmak emmesi yaralı ve normaldir. Parmak emme 1,5
yaşına doğru sık görülebilir. Parmak emme açlıktan kaynaklanan bir davranış
değildir. Emme %50’den %87’lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı olmayan
davranış biçimidir.

 

Çocuğun emme arzusu, güzelliğin bozulacağı veya buna benzer mazeretlerle
vaktinden önce veya sonra emdirilirse çocuk anneyi emerek doyuramadığı
psikolojik ihtiyaçlarını değişik şekilde doyurmaya çalışabilir. Çocukların genel
olarak sık başvurdukları doyum şekli parmak emmedir. Dr. David Levy her üç
saatte bir beslenen bebeklerin,her 4 saatte beslenen çocuk kadar parmak
emdiklerine işaret etmektedir. Yine biberon emzikleri eskiyip yumuşadığı için 20
dakika yerine 10 dakika biberonu emen bebekler hala 20 dakika biberon emen
bebeklerden daha fazla parmak emmektedirler.
 
Bebek beslenme bittikten sonra parmağını emerse ve faaliyeti beslenme süreleri
arsında uzun süre emerse, emme arzusunun yeterince doyurulmadığı düşünülmeli bu
durumu giderici tedbirlerin neler olabileceği üzerinde durmak gerekir

Bir yaşındaki çocukların yarısı parmaklarını emerler. 9 aydan itibaren uykuyla
parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını
ağzına götürdüğü görülür. RİTVEL adı verilen bu alışkanlık aylarca sürebilir.


Çocuğu parmak emmeden alıkoymak için yapılan çalışmalar 3 yaşına kadar çocuk
tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması,bazıları
zorlukla karşılaştıklarında,utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmak emme
görülür. 18 ayda sıklaşan parmak emmenin 4yaşında kaybolması beklenir.
Beslenmeye bağlı olan parmak emme birinci yılın sonunda kesilebilir.
 Bazı
durumlarda kesilebilir. Bazı durumlarda devam edebilir.

 Özellikle hiçbir faaliyete katılmadan saatlerce
parmak emerek oturduklarını gözlemiştir. Fakat faaliyetlere katılmasa da parmak
emmek 2. Yıldan sonra durmaktadır. Çok nadir olarak 5-6 yaşlarına kadar devam
edebilir. Yetişkinlik yıllarında devam eden vakalarda vardır.
 
Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiğinde parmak emmenin zararının
olmadığı ancak devam etmesi halinde diş formasyonuna neden olabileceği
kanıtlanmıştır. Parmak emme sıklığı okula başladığı sırada hızla azalır. 6-12
yaşlarında %12 oranında kazanılmış bir alışkanlık olarak süre gelir.

 
Parmak emmenin uyum ile sıkı bir ilişkisi vardır. Çocukların uykuya dalarken
parmak emdiklerini söylemiştik. 2 yaşında ki çocukların bir kısmı uykuya
dalarken parmaklarını ağzına almak için direnirler. 3 yaşında bu alışkanlık
kendiliğinden kaybolur. Parmak emme faaliyeti inanıldığından daha az diş
düzensizliğine sebep olmaktadır. Parmak emme 5-6 yaşından sonra görülürse arzu
edilmeyen bir alışkanlık haline gelir. Parmak emme yatma zamanı devam etse de bu
bozuk bir alışkanlıktır.
 
Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki
etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri
geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme
süresine ve en önemlisi parmağın ağızda ki duruşuna bağlıdır. Süt dişlerinde
oluşan bu değişiklik 6 yaşından sonra çıkan asıl dişleri etkilemediği işaret
etmektedir.

 


PARMAK EMMENİN DÜZELTİLMESİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER

 

Anne ve babaya parmak emmenin zararsız bir faaliyet olduğu açıkça
anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş
deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça
anlatılmalıdır. Çünkü halk arsında parmak emmenin günah olduğu, çocukların
mastürbasyon gibi bozuk bir cinsel haz aracı olarak yaptıkları hatta dini
bakımdan büyük bir günah sayılacağı ve sayıldığı kanısı hakimdir. Bu batıl
inançların silinmesi alınacak tedbirlerin başında gelir.

 

 Çünkü buna inanan anne,
baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını
vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların
parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan
bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek
cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı
sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız
etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.

Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık
değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye
başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk
etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok
uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir
alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metodlar durumla ilgisi olmayan yeni ve
kronik bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir.''

 

                               ( H.YAVUZER-Çocuk gelişimi)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

doğru zamanda,doğru yerdesiniz...

TAKI MODELLERİ VE YAŞAMA DAİR HERŞEYİN SAKLAMA KUTUSU http://TUBANIN ARŞİVİ.blogcu.com/

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro